Bütün köy bu olayı konuşuyor! Acısına dayanamadı

Aydın’ın Karpuzlu ilçesine bağlı kırsal Koğuk mahallesinde 20 yıl önce yaşanan olay köyde yaşayan eşleri birbirine daha çok bağladı.

Köyün ileri gelen Çavuşoğulları ailesinin üyelerinden 1926 doğumlu Abdullah Yalçınkaya, 1945 yılında 19 yaşına gelince köydeki Mehmet Ağa’nın kızı 17 yaşındaki Kübra ile evlenir. Güzel bir gençlik hayatı yaşayan Kübra-Abdullah Yalçınkaya çifti çocukları olmayınca yeğenleri Metin Yalçınkaya’yı evlat edinir. Köyün ileri gelenleri arasında yer alan Abdullah Yalçınkaya da 1960’dan 1980 yılına kadar 20 yıl köyün muhtarlığını yapar.

37 YIL SONRA GELEN KÜSLÜK AYIRDI

Yalçınkaya Çiftinin evliliklerinin üzerinden 37 yıl geçtikten sonra 1982 yılında tartışıp birbirlerine küser. Babası zengin olduğu için ekonomik durumu daha iyi olan Kübra Yalçınkaya boşanmak ister ancak köyün 20 yıllık muhtarı Abdullah Yalçınkaya, ‘Yıllarca köyü idare etti, evini idare edemedi’ denmesinden endişe ederek boşanmadan yaşadıkları binanın alt katına bir oda yapıp karısı ile yaşadığı evden ayrılır.

Aynı çatı altında 27 yıl ayrı ve küs yaşayan Kübra-Abdullah Yalçınkaya çiftini barıştırmak için birçok kişi uğraş vermesine rağmen kimse Yalçınkaya çiftini inadından vazgeçiremez.

“AYNI GÜN 2 SAAT ARAYLA ÖLDÜLER AMA MEZARDA DA AYRI KALDILAR”

Yalçınkaya çifti, birbirlerini sevmelerine rağmen 27 yıl yaşamlarını bu şekilde hiç birbirleri ile görüşmeden küs sürdürür. Ne kadın alt kata inip kocası ile barışır ne de kocası üst kata çıkıp karısı ile konuşur.

81 yaşına giren Kübra Yalçınkaya 19 Haziran 2009 günü durumu kötüleşir ve hayatını kaybeder. Üst katta yaşayan ve girişleri ayrı olan evde eşinin öldüğü haber edilen Abdullah Yalçınkay, elleri ile dizlerini döverek ‘Benim için bir şey dedi mi?’ diye sorduktan sonra eşinin cenazesine de gitmeyip yatağına tekrar uzanır.

Bu arada köyün erkekleri cenazenin defni ile uğraşırken, kadınlar da Kübra Yalçınkaya’nın yaşadığı yere çıkar. Üzüntüsünü belli etmemeye çalışan 83 yaşındaki Abdullah Yalçınkaya, cenaze defnedildiği sırada hayatını kaybeder.

Cenazeden dönüp eve gelenler Abdullah Yalçınkaya’nın da öldüğünü görünce adeta şok yaşar. 64 yıllık evlilik hayatlarının 27 yılını aynı çatı altında küs geçirip aynı gün ölen Kübra-Abdullah Yalçınkaya çifti aynı gün vasiyetleri gereği yan yana değil biri mezarlığın bir köşesine diğeri farklı bir köşesine defnedilir. Yaşanan bu olay, Karpuzlu ve çevresinde 20 yıldır unutulmuyor.

Kaynak: İHA 

36 Yıldır 17 Yaşında…

12 Eylül Askeri darbesinin ardından 17 yaşındayken yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren.

Son mektubu

“Sevgili annem, babam ve kardeşlerim

Sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. Ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemiz de olmadı. Zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık. (Bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. Ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var. Ancak olanak yok. Düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım. Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam, halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. Biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. Asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. Bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler.

Cezaevinde yapılan (neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım ya da meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu yapılanlar, başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur. Mesele benim açımdan kısaca böyle. Ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum.

Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. Ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar. Sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz. Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.

Devrimci selamlar, oğlunuz Erdal.”

Kimiz ?

Hepimiz her zaman Adalet ve Eşitlik isteriz. Adalet tamam ama. Eşit olmak her zaman adilmidir?  ”Kimse sana özgürlük veremez kimse sana eşitlik veya adalet veya başka bir şey veremez.” Malcolm

Bugün Bülent Ecevit’in 10. ölüm yıl dönümü

Bugün Karaoğlan ‘ın, Kıbrıs Fatihi nin 10. ölüm yıl dönümü. Adının üzerine birçok şey yazılabilir. Kendisinin büyük bir devlet adamlığı geçmişi var. Ülke ve Millet olarak tarihin en zor günlerini yaşıyoruz. Doğru ve yanlış birçok kararlar alarak geleceğimizi belirliyoruz. Sizlere demokrasinin askıya alındığı, Korku ve endişe içinde yaşadığımız bu dönemde Rahmetli Ecevit ‘in bir sözünü hatırlatmak istiyorum. Allah günahlarını affetsin. Mekanı Cennet olsun.

”Eğitim düzeyi bizden çok daha düşük olan Hindistan’da demokrasi uygulanıyor. Kuzey Kutbu’ndaki Grönland Eskimoları, Danimarka’daki demokrasinin tıpkısını başarı ile uyguluyorlar. Böyle bir dünyada Türkiye’nin başında bulunanlardan toplumun üst tabakalarında olanlardan bazılarının kendi halkımızı tam demokrasiye layık görmemeleri çok acı.”

Mekanın Cennet ‘ten başka biryer olmasın.

Çok uzun bir geceydi. Söndürdüğüm sigaranın hesabı yoktu o gece. Bu dünyadan göçüp gitmişti. Ağlamamın sonrasındaysa. Daha çok ağlamaya başladım. Ayrılmıştık. Yaratanla birlikteydi artık. Sevmişti. Biliyorum. Sevmenin ne demek olduğunu da bana öğretmişti. 

Hayat bana onunla 3 yıl yaşama imkanı verdiği için bonkör mü. Yoksa onu benden aldığı için zalim mi. Bilmiyorum. Özledim onu. Beni şimdi görüyorsa…  Beni görüyorsa oda benim için dua ediyordur… Hiç bir duamda eksik olmadın. Mekanın cennet olsun.

Bir ömür Cumhuriyet

28 Ekim 1923 ‘te Çankaya Köşkü ‘nde vekillerle yenilen akşam yemeği esnasında, Gazi Mustafa Kemal Paşa ‘Efendiler yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!” dedi. Ertesi gün Cumhuriyetin ilan edileceğinin heyecanını anlatan, ideallerle ve umutla dolu bu cümlenin değerini bugün anlayabiliyor muyuz ? Cumhuriyetimizin 93. Yıl dönümü tüm yurttaşlarımıza umut olsun.

Kendini sev.

Kendini sev. Kişiliğini, Duruşunu, Doğrularını. Düşüncelerini en çokta. Çocukluğundan beri değişmeyen düşüncelerini. Kimliğin senin. Onlar seni var eden. Senin en büyük hazinen. Onu koru. Onu sev. Değiştirdiğin duruşun için kendinden af dile.

Çıkart onu. Gitsin artık. Azad et.

Grup Yorum Halktır. Halk SUSTURULAMAZ.

Kendi halkına tanklarla yürüyen darbecilerden ne farkları var. Kendi insanına tahammülleri yok. Yazıklar olsun. Devlet nasıl bu kadar saldırgan olur. Devlet halkına nasıl bunları yapar…

Devlet, Hasan Ferit Gedik Uyuşturucu ile Savaş ve Kurtuluş Merkezini işgal etti. Onlarca uyuşturucu bağımlısı genç sokaklara atıldı. Yalnızlığa itildi. Tarih, çocukları için ağlayan annelerin gözyaşlarını unutmayacak. Bir seçimde tek başına iktidar olamayan zihniyet ülkeyi savaşa soktu. Halkın sanatçılarına konser yasakları getirdi. Yurt dışı yasakları konuldu. İşkenceyle zindanlara atıldı. Evet 21. Yüzyılın Türkiye’sinde işkenceye maruz kaldılar. Grup Yorumun üyelerinden Bahar KURT ve Özgür Zafer GÜLTEKİN 5 gündür gözaltında. Demokratik bir ülkede gözaltı süresinin 5 günü geçmesi normal midir? Demokratik ve çağdaş hukuk devletlerinde istisnasız olarak her gün bir halkın üzerilerine panzerlerle biber gazlarıyla plastik mermileriyle saldırması normal midir? Devletin ibadethane olan cemevlerine, hiçbir şey yokken saldırıp insanları rahatsız etmesi normal midir? Enstrümanlardan ne istediniz? Piyanonun tuşlarından ne istediniz ?

Bahar KURT ve Özgür Zafer GÜLTEKİN halkın sanatçılarıdır. Özgülükleri gasp edilmemelidir. Serbest bırakılmalıdır. Grup Yorum halktır. Halk susturulamaz.