Aylık arşivler: Ağustos 2016

Tanrı hırsındanmı yaptı ?

Nefes alıp verebilmek tanrı tarafından hediye edilmiş bir şanstı bana. Değerini pek bilemiyorum. Yaşamak olmasaydı ne olurdu halim. Nereden tanıyacaktım o karaktersizi. Nereden görecektim orospuluklarını. Nereden bilecektim kahpelik yapacağını. Kim gösterecekti sevgi dolu yalanlarını. Küçük bir güneşin dahi hayatını kararttığını nereden görecektim. Yada sevdiğimin ölümündeki inanılmaz acıyı nasıl tadacaktım. Ölüm Allah’ın emri de şu ayrılık olmasaydı demeyi nereden bilecektim 🙂

İnsanlar içlerine güneşleri doldurmayı bilmiyor. Gelmeseydim keşke bu dünyaya. Gerçi her şey aşk için miydi. Sonuçta tenini koklatıp çileyi sokmasına ben müsaade etmiştim. Bazen iki dünya sığardı içime. Güneş onun yanında doğardı.  Onun bir elini öptürmesi sonsuzluk olurdu bana. Hatta sonsuzluğun devamı. Bazen o mazlumun ağlamasıyla gözlerim dolar yüreğim yanardı. Her şey sevmekle başlamamış mıydı ? Sevgiyle başlamadıysa Tanrı bize tahammül göstermeyip hırsından mı yaratmıştı. Sevgi olmadan yoktan bir şey var edilebilir miydi?

Ne kadarda kısa bir ömür vermişti. 25 yılı çoktan bitmişti. Az bulunan şeylerin değerini bilmeliydim. Kimi meleklerin en güzeline sahip oldu. Kimi orospuluğun en karaktersiz halini rol yaptı kendine. Uyanıkçasına. Aldatırcasına. Kullanırcasına. Satarcasına. Her şeyi götüyle algılayarak ertelenmemesi gereken sevgisini acemice hatta enayice erteledi durdu. Sonunda olan doğan güneşe oldu.

Aklı tek bir mercimeğin hücre çeperi kadardı. Doğan güneşin kalbiyse nah yumruğum kadar. Ne oldu başka bir dünyamı var sandı?

Sevgilerimi yarınlara bıraktım. Çekingen, atılgan, saygılı, saygısız, tutuk, girişken tüm herkes yanlış tanıdı. Bir bakış yeterken anlatmaya her şeyi. Gözümü dolduran duygular hep içimde kaldı. Yılların bana verdiği telaşla bu kadar çabuk geçeceği aklıma gelmezdi. Şimdi gecelerdeyim. Vede yalnız. Vede umutsuz. Vede buruk. Şimdi zaman daraldı. O tarakta  ne bezim ne baharım kalmadı. Sonunda sonsuzluğunda  başlangıcı geçmiştir artık. Şimdi bırak dert yanmayı hıçkırığa dahi tahammül yok.

Ruhumdan kovulmuş gibiyim.

Yaratıcıyı hiçbir zaman bulamayalım. Onun olup olmadığını bile bilmeyelim. Çünkü bende var olduğumu hissetmiyorum. Ruhumdan kovulmuş ve buruşturulup çöpe atılmış gibiyim. Benim bu hayatta işim ne ? Kalbimin merkezinde koca bir yorgunluk var. Hayallere ve inancıma çarpıp düştüm. Benimle birlikte doğan güneşte yere düştü.  Kendime baktığımda bir yabancıyım. Bir zamanlar sahip olduğum. Bir daha asla sahip olamayacağım her şey. Benim olmuş. Gelecekte benimle birlikte uyanmayacak şeyler. Ölü. Hayattayken başımı seven ölü. İsimlerini hatırladıkça ruhum üşüyor. Kalbinden kovulduğumu. Kendi karanlığımda yalnız kaldığımı. Kapalı kapıların ardında. Dilsiz duvarların karşısında. Ruhumun ağladığını hissediyorum. Onun en büyük üstünlüğü boş, kaypak ve profesyonelce orospu rolünü iyi oynuyor olmasıydı.

İyi geceler

Uzun zamandır kendimi dinlerken, bana eşlik edecek bir şarkı açmamıştım. Yeni fark ettim. Aşağıda şu an dinlediğim şarkıyı paylaşıyorum. Ruh halimi şu anda yansıtabilecek bir şarkı değil ama alternatifini de bulabilmiş değilim.

Her neyse. Ne durumda olursanız olun. Unutmayın ki tanrının evlatlarını sadece acılar olgunlaştırır. Olgun insanların mutlu olanları da, yaşamlarını kimseye emanet etmeyenlerdir. Kendim romantizmden yana olsam da, klasik tatlarda huzur buluyorum. Ve huzurumu bozan adi orospuyu  tekrar burada anarak ana avrat dümdüz gittiğimi belirtip iyi geceler diliyorum.

Gülümsemek zor olamaz.

Ben Mutluyum! Ne kadar ukala ve kendini beğenmiş bir kalıp olsa da inanılmaz derece mutluluk yüklüyor insana bu söz. Cümlenin içinde biraz da isyan var gibi. İnadına mutluyum dermiş gibi. Bir şarkı dinlerken sadece  sözleri tekrar etmek bile insana saçma bir mutluluk yüklüyor. Mutlu olmak bu kadar kolay aslında. Her şey ufacık bir tebessümle başlar. O tebessüm yüzünüze yansıdıktan sonra herşey çok daha kolay. Çok daha keyifli gelir.

Garip bir antipatim var hayatta mutsuzluğa karşı. Kendime mutsuz olmayı yakıştıramadığım gibi çevremde mutsuz insan görmeye de dayanamıyorum. Evet anlıyorum hayatta herşey toz pembe değil. Herkesin kafasına takabileceği sorun yaratabileceği bir sürü olay yaşanıyor günlük hayatın içinde. Ama hiçbir zaman görmedim surata yerleşen mutsuzluğun bu sorunlara çözüm olduğunu. O yüzden kabullenemiyorum insanların mutsuzluklarını.

Tebessüm en kolay yayılabilen şey  hayatta. Bir tebessüm edinin. Göreceksiniz nasıl da herşey birden bire değişecek. Çevrenizdeki insanların tavırları ifadeleri nasıl da tebessümle dolacak.

Söyledikçe gerçek olacak.
Ben mutluyum.

Tavuğun arzusu gelip domalırken, horoz başka bir tavuğa gömecek.

Birini hiç sevdiniz mi? Sevdiğinizi ve sevdiğiniz kişiyle de harika bir şekilde evlendiğinizi düşünelim. Birbirinize sımsıkı bağlı olduğunuzu kesinlikle ayrılmadığınızı düşünelim.  Her anınızı beraber geçirdiğinizi boş anlarınızınsa hiç olmadığınızı düşünelim.  Sonra bir anda da terk edildiğinizi… Ve yapayalnız kaldığınızı düşünelim. Bu olaylar size çok tanıdık geliyor değil mi. Bende sizin en yakın dostlarınızdan biri oluyum.  Ve o ağır geçen depresyonunuzla  sizi alıp bi dertleşmeye çıkalım.  Deniz kenarına gidelim ve o denizin hırçın dalgaları ruhunuzu coştursun.  Zaten kimseye bir şey anlatamıyorsunuz çok dolmuşsunuz.  Sadece bana güvenebiliyorsunuz.  O nasıl biriydi kardeşim.  Biraz anlatsana dediğimde.  Siz o kişiyi bir gün boyunca ayrıntılı bir şekilde anlatabilirsiniz değil mi. Tabiki anlatabilirsiniz. Çünkü seviyorsunuz. Sevdiğiniz için zaten çok iyi tanıyorsunuz. Çünkü biriyle ilişki tanımak, sevmek, muhabbet etmek olarak gerçekleşir değil mi.

En uzun yolculuk iki insanın arasındaki mesafedir derler.  Ben bu yolculuğu hiç bir zaman tamamlayamadım.  Ne ailemden nede arkadaş çevremden hiç kimseye ruhumu teslim edemedim. Güvendim mi? Sevdim mi? Bunu hiç kendime pazarlık konusu etmedim. Peki benim ortaya çıkardığım maddi yada manevi katma değerlere ne oldu? Bunu şimdi tam manaasıyla sorgulamaya başladım. Çok iyi bir eğitim-öğretim geçmişim yok. Fakat mükemmel bir şekilde yaptığım meseleye bağlı olduğumu düşünüyorum. Sınıfımın en iyisi olduğumu hiçte söylemekten geri kalmayacağım. Kazandığım paranın hiçbir zaman cimriliğini yapmadım. Buna karşılık hiç bir zaman bu mesafeyi tamamlayamadım.

En başta söylemiştim. Bir ilişki tanımak, sevmek, muhabbet etmek üzerine kuruludur. Peki yeterince muhabbet edemediyseniz nasıl olurda diyalogunuz ilişki yaftasının içine girer? Son iki yılda başımdan geçen olaylar beni daha bi yaşlandırdı. 16 yaşındayken lise çağımda bir bankaya bilgisayar ortamında girerek haksız bir şekilde telefonuma 100 Kontör yüklemiştim. Fakat suç suçtur. Miktarı nispeten önemli değildir. Suçumu hiç inkar etmedim. Savunmamda olayları ince ayrıntısına kadar anlatarak yaptığımı ve üzerime atılan suçlamaları kabul ettim. Cezasını 24 yaşında cezaevine girerek çektim.

Cezaevinden çıktıktan sonra hayli zor bir sürecin içinde buldum kendimi. Biraz agresif. Biraz umutsuz. Biraz sebepsiz…

Geçmişimde her ne kadar Allahın varlığını inkar etmiş olsam da şu anda Yüce Yaratıcının varlığına inanıyorum. 

Cezaevinden çıktıktan yaklaşık 1 ay sonra çocukluk aşkımın boşandığını öğreniyorum. Onu tanıyorum. Onu seviyorum. Geriye kalan sadece muhabbet.

İlk zamanlar sık sık buluşuyoruz. Ben ondan mı kaçıyorum kendimden mi bilmiyorum. Ben bir şeylerden kaçtıkça o üzerime geliyor. Geçen zamanın siniriyle birbirimize sürekli düşünerek ve gerçekten profesyonelce kelimeler seçip düşünmeye zorluyoruz. Bir oyun oynuyoruz.

Muhabbetimiz tekrar başlıyor ve ilişki düzeyine geçiyoruz. Onu tanıdığımı zannediyormuşum meğer. Aslında ben onun bedenini güzelliğini seviyormuşum. Beğendiğim o bedene de hayalimdeki ruhu koymuşum. Bunu da aşk sanmışım. Hiç tanıyamamış ve birçok şeyi görmezden gelmişim. Hayalimdeki ruhu en özenli çalışan bir yazılımcının kodladığı gibi bugsuz şekilde ona entegre etmişim.

Bir kızı olmuş. İlk gördüğümde hiçbir şey anlamıyorum. Zaman ilerledikçe çocukları özellikle bebekleri seven yapım olduğu için onunla vakit geçirmekten zevk alıyorum. Onunla oyunlar oynadıkça, ilgilendikçe oda beni çok seviyor.

Birbirimiz için yanlış kişiler oluğumuzu hiç düşünmedim. Aksine başkaları için yanlış kişilerdik. Bunu ben böyle düşünüyordum. O değil. Birlikte bunu düşünmüş olsaydık defalarca aldatılmazdım. Hele hele üzerime affedilen bir olayın açıklamasını yapacakken baştan sona anlatıp gösterip hak arayabilecekken aşağılık bir şekilde satılmazdım. Evet bu aralar çok aşağılık bir ithama maruz kaldım. Benden yardım isteyen aşağılık bir tanıdığıma yardıma giderek çok aşağılık bir duruma geldim. Ve hiç dinlenilmedim.

Dağıtacak her zaman sevgim vardı. Çevremde sevgimi almak isteyen kimseyi bulamadım. Evet bu bir aşk. Aşk karşı cins iki insanın arasındaki duygudan hariç, bir günahsız çocuğun günahkar anneyle olan ilişkisini de tanımlar diye düşündüm. Yada Tanrının yeryüzünü yaratırkenki inceliği. Bir komutanın size ölmeyi emrediyorum derkenki sahiplenişi de bir aşk değilmiydi? Yada bir gerillanın rüyasındaki umutsuz sevgisi…

Dağıtacak çok sevgim vardı. Her zaman havada kaldı benim. Şimdi heybemde benden başka bir şey yok. Şimdi ne olacak? Gün gelecek devran dönecek. Tavuğun arzusu gelip domalırken, horoz başka bir tavuğa gömecek.

Dinlenilmemiş olsam da, bir gün anlaşılmış olacağım. Aç kalın. Yardımsız kalın. Ümitsiz kalın. Her yeni güne, yeni dertlerle uyanın. Sonunuzun geldiği güne dek vicdanınızda benimle kalın. Hoşça kalmayın.