Aylık arşivler: Ağustos 2016

Hangi yalan kandırabilir şimdi beni?

Aklımda kalan son bi rengi yok. O kadar çırılçıplaktı ki soyunduğundan beri. O gün daha bir çıplaktı. Hatırlamıyorum üstündeki et rengini. İnsanı kahreden acı bu sefer eskisi gibi ağır basmıyor. Ne gündüzüme nede uykularıma.  Ne kadar saat geçtiğinide hatırlamıyorum. Ne kadar gittiğini bilmiyorum geçen zamanın. Gecenin rengi daha bir siyah artık. Neyseki ihanetin yağmuru durdu. Islanmıyorum artık. Hava aydınlanıyorda uyanıyorum günaydın diyen günlere.

Umutlarım dibe vuruk teker teker. Daha bi yalnız. Cehennem kadar sıcak artık günler. Yalnız. Büsbütün yalnız. Hangi şehir hangi ülke basar beni bağrına bilmiyorum. Hangi yalan kandırır yüreğimi. Hangi coğrafya çalar kapımı. Bir ekmek. Bir aşk için? Git. Git diyorum. Sanki bir yer varmış gibi kendime. Bedenim buralarda. Git. Kaybol. Uzaklara. Çok uzaklara. En uzak diyarlara.

Aşk yalan. Ekmek yalan. Gerçek yok. Keder oldu bana geride kalan. Bir rüyaymış bu yaşanan. Yalanmış. Yalan… Özlemek zor. Unutmak zor. Gitmek zor. Hayır unuttum dediğim yalan. Koca bir yalan…

Yavaş yavaş alış emre artık geceye. Artık umut olmasın ne bugüne ne yarına. Ne de geceye… Gönlüm. Gönlümmm. Başımın belası : ) Belki yürürüm yine bir geceye. Düşer gözlerime ateş yine. Nerelere dalar bakışlarım…

Özlem biriktirdim dünlerimde. Uğramayacak gecelerine benden başkası. Huda ki bizleri var eden. Kabz etmesin azrail canını. Sen ettiklerini çekmeden. Umutların ve hayatın hüzne bezenmeden. Gülmesin gözlerin cezanı çekmeden. O kadar ufalmış kirlenmişki ruhun ve bedenin. Damla damla gözyaşıma sığmışsın sen. Öyle bir gülümsetsinki şimdi seni. O şikayette güneşin tutuklansın. Siyaha boyanan günlerde. Kızın Güneş bile seni aydınlatmasın.

30 Ağustos Zafer Bayramı

Bugün tarih bağımsızlığımızı ve özgürlüğümüzü kazandığımız günü gösteriyor. 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. 30 Ağustos Zafer Bayramı’mızın 94. yıl dönümünde Ulu Önderimiz Atatürk ve kahraman şehitlerimizi saygıyla anıyorum. Zafer inananlarındır.

Fakat sadece dedelerimizin zaferlerini kutlamakla kalmasak. Ülkemizi güllük gülistanlık hale getirip barış içinde nefes alsak ve her günümüz bayram olsa keşke. Savaş her zaman kötü. Barış her zaman güzel. Benim zafer bayramı ‘ndan anladığım özgürce kardeşçe sevgiyle yaşayabilmek. Beceremiyoruz. Birileri düşman. Birileri dost. Bu yangın yerinde çocuklar gülmüyor. Bizler bu bayramları kutlayamıyoruz. Çıkalım savaşlardan. Gururla sevgiyle umutla başımız dik alnımız ak yaşayalım. Dilerim.

Tanrı hırsındanmı yaptı ?

Nefes alıp verebilmek tanrı tarafından hediye edilmiş bir şanstı bana. Değerini pek bilemiyorum. Yaşamak olmasaydı ne olurdu halim. Nereden tanıyacaktım o karaktersizi. Nereden görecektim orospuluklarını. Nereden bilecektim kahpelik yapacağını. Kim gösterecekti sevgi dolu yalanlarını. Küçük bir güneşin dahi hayatını kararttığını nereden görecektim. Yada sevdiğimin ölümündeki inanılmaz acıyı nasıl tadacaktım. Ölüm Allah’ın emri de şu ayrılık olmasaydı demeyi nereden bilecektim 🙂

İnsanlar içlerine güneşleri doldurmayı bilmiyor. Gelmeseydim keşke bu dünyaya. Gerçi her şey aşk için miydi. Sonuçta tenini koklatıp çileyi sokmasına ben müsaade etmiştim. Bazen iki dünya sığardı içime. Güneş onun yanında doğardı.  Onun bir elini öptürmesi sonsuzluk olurdu bana. Hatta sonsuzluğun devamı. Bazen o mazlumun ağlamasıyla gözlerim dolar yüreğim yanardı. Her şey sevmekle başlamamış mıydı ? Sevgiyle başlamadıysa Tanrı bize tahammül göstermeyip hırsından mı yaratmıştı. Sevgi olmadan yoktan bir şey var edilebilir miydi?

Ne kadarda kısa bir ömür vermişti. 25 yılı çoktan bitmişti. Az bulunan şeylerin değerini bilmeliydim. Kimi meleklerin en güzeline sahip oldu. Kimi orospuluğun en karaktersiz halini rol yaptı kendine. Uyanıkçasına. Aldatırcasına. Kullanırcasına. Satarcasına. Her şeyi götüyle algılayarak ertelenmemesi gereken sevgisini acemice hatta enayice erteledi durdu. Sonunda olan doğan güneşe oldu.

Aklı tek bir mercimeğin hücre çeperi kadardı. Doğan güneşin kalbiyse nah yumruğum kadar. Ne oldu başka bir dünyamı var sandı?

Sevgilerimi yarınlara bıraktım. Çekingen, atılgan, saygılı, saygısız, tutuk, girişken tüm herkes yanlış tanıdı. Bir bakış yeterken anlatmaya her şeyi. Gözümü dolduran duygular hep içimde kaldı. Yılların bana verdiği telaşla bu kadar çabuk geçeceği aklıma gelmezdi. Şimdi gecelerdeyim. Vede yalnız. Vede umutsuz. Vede buruk. Şimdi zaman daraldı. O tarakta  ne bezim ne baharım kalmadı. Sonunda sonsuzluğunda  başlangıcı geçmiştir artık. Şimdi bırak dert yanmayı hıçkırığa dahi tahammül yok.

Ruhumdan kovulmuş gibiyim.

Yaratıcıyı hiçbir zaman bulamayalım. Onun olup olmadığını bile bilmeyelim. Çünkü bende var olduğumu hissetmiyorum. Ruhumdan kovulmuş ve buruşturulup çöpe atılmış gibiyim. Benim bu hayatta işim ne ? Kalbimin merkezinde koca bir yorgunluk var. Hayallere ve inancıma çarpıp düştüm. Benimle birlikte doğan güneşte yere düştü.  Kendime baktığımda bir yabancıyım. Bir zamanlar sahip olduğum. Bir daha asla sahip olamayacağım her şey. Benim olmuş. Gelecekte benimle birlikte uyanmayacak şeyler. Ölü. Hayattayken başımı seven ölü. İsimlerini hatırladıkça ruhum üşüyor. Kalbinden kovulduğumu. Kendi karanlığımda yalnız kaldığımı. Kapalı kapıların ardında. Dilsiz duvarların karşısında. Ruhumun ağladığını hissediyorum. Onun en büyük üstünlüğü boş, kaypak ve profesyonelce orospu rolünü iyi oynuyor olmasıydı.

İyi geceler

Uzun zamandır kendimi dinlerken, bana eşlik edecek bir şarkı açmamıştım. Yeni fark ettim. Aşağıda şu an dinlediğim şarkıyı paylaşıyorum. Ruh halimi şu anda yansıtabilecek bir şarkı değil ama alternatifini de bulabilmiş değilim.

Her neyse. Ne durumda olursanız olun. Unutmayın ki tanrının evlatlarını sadece acılar olgunlaştırır. Olgun insanların mutlu olanları da, yaşamlarını kimseye emanet etmeyenlerdir. Kendim romantizmden yana olsam da, klasik tatlarda huzur buluyorum. Ve huzurumu bozan adi orospuyu  tekrar burada anarak ana avrat dümdüz gittiğimi belirtip iyi geceler diliyorum.

Üzgünüz Antep. Acınızı paylaşamıyoruz.

Artık ölümleri kanıtsatmalarına müsaade etmeyin. Açın pencerelerinizi. Tepki verin. İster meydanlara inin. İster tencere tavayı birbirine vurun. Savaşların başlangıçlarından biride toplu ölümleri zulümleri cinayetleri normalleştirmektir. Toplumu alıştırmaktır. Türkiye halkına uygulanan bu değilmidir. İzin vermeyin. Tepki verin. Hesap sorun. Yargılayın. Sorumlulara cezalarını verin. Alışmayın artık bu cinayetlere sessiz kalmayın. Ölürsünüz. Sevdikleriniz ölür. Çocuklarınız, anneleriniz, helaliniz. Herkes ölür. Üzülürsünüz. Tepki verin artık.

Ne devlete nede insanlara boyun eğin. Kıpırdamıyorsanızda avazınızın çıktığı kadar bağırın. Ses telleriniz zarar görene kadar direnin. Hüzünlenin ama karamsar olmayın. Tepkisiz kalmayın. Sesizce bekleyince ne kendimizi bulabiliyoruz. Nede katledilen biz insanlara varabiliyoruz.

Son bakış :)

Bildiğim hiçbir şeye uymuyordu güneşin parlaklığı. Ne kadar zamandır kıyıya varmak için kulaç attığımı hatırlamaya çalıştım. Fakat bu denizde ne zamandır bulunduğumu bile hatırlayamadım. Bir dalga daha geliyordu üstüme. Araratın yüksekliği kadar vardı boyu. Kulaç atmayı bıraktım. Kelimelere benzettim kulaçlarımı nedense. İçimden bir ses kelimelerine dikkat et diyordu. Bir kayalık ya da adacık bulana kadar dikkatli harcamalıydım enerjimi. Uzun zamandır bu sudaydım. Hatırlayamadım. Olmadı. Vücut sıcaklığımı kontrol etmeye çalıştım. Refleks olarak belkide. Olması gerekenden fazlaydı sıcaklığı vücudumun. Rahatlamadığımı hissettim. Yeni bir dalga geliyordu inatla. Bu suda ne işim olduğunu düşünmeye gayret ettim. Tam karşımda oturuyordu. Gözlerine baktım. Gözlerimle konuştuklarımı anlamadı. Sen ne yapıyorsun dedim. Duymadı. Dikkat edilmesi gereken kelimelerdi. Neden takılıyordu hayatıma bu paradoks. Hipodermi geldi aklıma. Ölmeden önce böyle oluyordu belki de. Soğuktan donmak üzereyken oluşan duyguları düşündüm. Birden ısınırmış insanın vücudu. Bu rezillikle ölmüşmüydüm. Öldürmüştü beni. Benzer bir durum muydu kendisininki de. O kadar gereksiz bilgi vardı ki zihnimde. Kulaç atmayı bıraktım. Kendine sarılmama izin vermemişti asansörde. Hissetmiştim birşeyler. Yazmaya hevesli olduğum anları anımsadım. O gece bittiğinde yazmalıydım. Ama nasıl? İçinde bulunduğum denizin adını bile bilmediğimi fark ettim o an. Orada nasıl bulunduğumu bilmemekten daha korkutucu geldi bu fark ediş. Zihnim yardımcı olmuyordu bir türlü. Sulara bıraktım kendimi dinlenmek için. Kollarımı yana açıp. Batan güneş gözlerimi alınca kapadım gözlerimi. Bir başka tuhaflığın daha farkına vardım. Ürperdim. Kaç saattir suda olduğumu düşünmeye çalıştım yine. Kulaklarına su mu dolmuştu duymuyordu beni ? Kulaklarının işlevinden uzak oluşundan dolayı belkide. Yaşadığım tuhaflığın ne kadar korkutucu olması gerektiğini hesap etmeye çalışırken buldum kendimi. O an bunun bir rüya olmasını istedim. Rüyadaydım. O masada rüyadan uyanmıştım. Gitmesini istedim aşağılık duygularıyla. Doğruldu dirseklerine yüklenip hafifçe. Baktı. Bir daha baktı. Gitti cehennem evindeki cennetinin yanına. Çöldeydi. Hiçliğin Çölünde. Son nefesini verdi o gün o masada. İntihar etti.

Gülümsemek zor olamaz.

Ben Mutluyum! Ne kadar ukala ve kendini beğenmiş bir kalıp olsa da inanılmaz derece mutluluk yüklüyor insana bu söz. Cümlenin içinde biraz da isyan var gibi. İnadına mutluyum dermiş gibi. Bir şarkı dinlerken sadece  sözleri tekrar etmek bile insana saçma bir mutluluk yüklüyor. Mutlu olmak bu kadar kolay aslında. Her şey ufacık bir tebessümle başlar. O tebessüm yüzünüze yansıdıktan sonra herşey çok daha kolay. Çok daha keyifli gelir.

Garip bir antipatim var hayatta mutsuzluğa karşı. Kendime mutsuz olmayı yakıştıramadığım gibi çevremde mutsuz insan görmeye de dayanamıyorum. Evet anlıyorum hayatta herşey toz pembe değil. Herkesin kafasına takabileceği sorun yaratabileceği bir sürü olay yaşanıyor günlük hayatın içinde. Ama hiçbir zaman görmedim surata yerleşen mutsuzluğun bu sorunlara çözüm olduğunu. O yüzden kabullenemiyorum insanların mutsuzluklarını.

Tebessüm en kolay yayılabilen şey  hayatta. Bir tebessüm edinin. Göreceksiniz nasıl da herşey birden bire değişecek. Çevrenizdeki insanların tavırları ifadeleri nasıl da tebessümle dolacak.

Söyledikçe gerçek olacak.
Ben mutluyum.

Çay suyu koyup geliyorum…

Uzun zamandır buralarla ilgilenemedim. Küsmüş bana. İlgisizlikten. Eskiden buralar tarlaydı. Uçsuz bucaksız. Boş vakit çok olunca doldururum yine buraları. Üzüm bağları. Portakal ağaçları. Ay çiçekleri… Beni bekleyin. Çay suyu koyup geliyorum… Ama burada sessiz konuşalım. Yüreğinde mikroptan başka bir şey olmayan insanlar rahatsız olmasın 🙂