Aylık arşivler: Eylül 2016

Değmedi..

Zianna Oliphant … O çocuğun mikrofonun başına geldiği ilk andan beri gülümsemesi gerekiyordu. Güç herhangi bir kişiye ait bir olgu değil. Güç tüm insanlar arasında paylaşılabilir birşey. Sürekli kendini geliştiren yenileyen insan ırkı bu konuda da kendini yenilemesi gerekiyor.

Bu çocuğun anne babasını kaybetmesi. Bunun karşılığı ne olabilir bu evrende? Birinin gözyaşlarını akıtmasının karşılığı ne olabilir? Siyah olduğu içinmi acı çekmesi gerekir? Kürt olduğu içinmi dışlanması gerekir? Yada müslüman olduğu içinmi terörist yobaz olarak görmeliyiz insanları? Hangi güç yada para bir kız çocuğunun yetim öksüz kalması için yeterli ?

Bu dünyada koca bir kıta açlığa terk edildi. Koca kıta işgencelerle, yağmalarla, sömürülerle yalnızlığa itildi. Bunları yapanlar şimdi hayatta değil. Değermiydi ?

Yıl 2114. Yapay zekanın ekonomiyi değiştirmesi…

Bugün size bir fikrimden bahsedeceğim. Geleceğin ekonomisi nasıl olacak ? Hiç düşündünüz mü ? Türkiye ‘de bu konu konuşulmuyor. Fakat dünyada artık gelecekte ne olacağı tartışılıyor. Gelecekte dünyada mı yaşayacağız ? Gelecekte robotlar bizi yönetecekler mi ? Yoksa uzun dönemde hepimiz ölü olacağız. Düşünmeye gerek yok mu? Merhabalar Keynes 🙂 Keynes bile uzun dönemde hepimiz ölü olacağız demiş. Fakat şu anda 3. sınıf muamele gören dünya ülkelerinin başına bela olan Dünya Bankası ve İmf’nin temelini atmıştır. Bu fikri geleceğin ekonomisinin düzenli büyüyebilmesi için önemliydi. Yani Keynes dahi geleceği düşünüyordu.

Bugün size bilim kurgu filmi gibi gelecek bir fikrimden bahsedeceğim. Yazıma 2114 yılındaymış gibi başlayacağım. Neden 2114 diye sormayın. Benim önemsediğim bir olgunun 100. yıldönümü 🙂 Yazıda geçen herşey ise hayal ürünü…

Yıl 2114. Dünyada artık sınır kavramı yok. Ulus devlet yapıları yıkıldı. Dünya devleti diye bir yapı var. Milliyetçilik bitmiş tükenmiş ve tüm insanlar sadece insan… Robotlar ilk olarak fabrikalarda çalışıyordu. Zaman geçtikçe insanlar tembelleşti. Bununsonucunda robotlar her yerde çalışmaya başladı. Hakimlik, polislik, doktorluk, bankacılık, vb. Aklınıza gelebilecek tüm işlerde. İnsanlar düşündüler. Robotlar her yer de çalışıyorlardı ve hiç bir ücretistemiyorlardı. Bütün herşeyi artık robotlara bıraktılar. İşte olay bundan sonra başlıyor. İnsanlar işe gitmiyor. Heryerde robotlar çalışıyor. Robotlara bunun karşılığında sadece enerji veriliyor. Benim hayalimde robotlar dünyayı ele geçirmiyor. Tabi sorular birikmeye başlıyor. Gelir dağılımı nasıl olacak ? Tüketim harcamaları nereye entegre edilecek ? Mülkiyet kavramı nasıl olacak ? Yatırımları kimler yapacak? Bu kadar boşta insan ne yapacak ? Faiz oranları nasıl belirlenecek ? Enflasyona ne alacak? Her şeyin ütopik olduğu yerde sizde bilirsinizki cevaplarda ütopya olacaktır.

En önemli konulardan biri mülkiyet konusu. Çünkü her yerde robotlar çalışıyor. Bütün işleri robotlar yapıyor. Robotların olduğu düzende mülkiyet yapısı nasıl olabilir ? Şirketlerin ve fabrikaların mülkiyeti kimin olacak? Bütün heryerde robotlar çalışınca mülkiyetin ortak olması gerekmezmi? Çünkü maliyetler azalıyor. Doğal olarak fabrika sahipleride aşırı oranda zenginleşecektir. İnsanların çalışmadan geçimini sağlaması imkansız. Bu yüzden mülkiyetin ortak olması gerektiğini düşünüyorum. Ama bu sistemin kominizim şeklinde olacağını düşünmüyorum. Çünkü kominizim herkesin eşit olduğunu söyleyen bir yapıya sahip. Eminim Karl Marx 2114 yılında robotları rızası olmadan çalıştırmamı eleştirirdi. Roobotlarında hakları var diye bangır bangır bağırırdı 🙂 Karl Marx ‘ı sevgiyle anıyorum…
Mülkiyet ortak. Kimsenin çalışmadığı yerde gelir bölüşümü farklı olacaktır. Bence gelir paylaşımı kişi başına düşen GSYH göre hesaplanmalı. Kişi başına düşen GSYH bugüne kadar hep havada kaldı. Gelecekte uygulanabilir. Bu fikrime sevinen insan çok olacaktır. Bir kesim insansa çok sinirlenecektir 🙂 Bazı insanlar hiç çalışmadan gelir elde edecektir. Şu andaki zenginlerin ise hiç çalışmadan elde ettiği valıkları azalacaktır.

Mesela 2114 yılında. Ekonomide yıllık GSYH 1.000.000(E) olsun. Yeni dünya parasının simgesini (E) yaptım 🙂 Dünyada da 100.000 insanın olduğunu varsayalım.

GSYH/Nüfus = 1.000.000(E) / 100.000 = 10(E). Kişi başına 8(E) düşecektir.

Herkese 8(E)dağıtılacaktır. Neden 10(E) değilde 8(E) dağıtıldığını faiz kısmında göstereceğim. Ben gelecekte faizin olacağına inanmıyorum. Benim gelecekteki düşüncemde bankalar paraları saklamak için sadece kasa görevi yüklenecektir. Mevduat ve kredi gibi bir olaylar olmayacaktır. Şimdi diyeceksiniz ki mevduat olmadan tasarruf nasıl olacak ? Tasarruf olmadan yatırım nasıl olacak? Bugünün şartlarında düşünürsek bu işin içinden çıkamayız.Bugün tasarrufu biz insanlar yapıyoruz. Ama gelecekte reel sektör yapacak. Örnek vermeye çalışayım. İnsanlar tüketim yapmaya devam etmek zorundadır. Bu tüketim sonucunda GSYH da tüketim giderleri oluşmak zorundadır.  İnsanlara 10(E) değilde 8(E) vermiştim. İşte burada kalan 2(E) reel sektörün tasarrufu olacak. Reel sektör bu para ile yatırım yapacak. Ar-Ge. Bilimsel araştırma. Sanatsal aktiviteler için para buradan harcanacak.

Peki yatırımlar nasıl yapılacak ? Yatırımlara kim karar verecek ? Önemli olan yatırımlara kimin karar verecek olması. Hangi bölüme ve nereye yatırım yapılması gerektiğini kim belirleyecek ? İnsan her zaman yönetilmeye ihtiyaç duyar. İnsanlık tarihi boyunca hep böyleydi. Benim hayalimdeki gelecekte yöneticide yok. İnsanların tüketim giderlerine bakılacak. Ar-Ge çalışmalarına göre yatırımlar belirlenecek. İçinden çıkılamayan konularda ise kuantum bilgisayarlar geliştiğinden dolayı onun yardımı ile ortak bir karara bağlanacaktır.

Referandum gibi demokratik olgular burada geleceğe zarar verir diye düşünüyorum.
Yöneticisi olmayan toplum. Korkunç geliyor olabilir. Bizlere hep yöneticisi olmayan toplum olmaz. Kargaşa çıkar. Kaosa sürükleniriz diye direttiler. Düzenin bozulacağını söylediler. Ama benim sistemimde yapay zeka ile çalışan robotlar var. Robotların duygusu yoktur. Her şey adil olacak. Robotlar rüşvet yemez. Robotlar duygusal yaklaşamaz. Kural ne ise onu uygular. Her şeyin düzgün işlediği ortamda yönetici olması çok gereksiz. İnsanlar kibirli canlılardır. Gücü ellerine aldıklarında kendilerini kaybederler. Her şeyi kendi çıkarları doğrultusunda kullanırlar. Ama yok biz korkarız derseniz de bu geleceği yazan ben yönetime talip olurum. 123 Yaşımda 🙂

Robotların olduğu sistemde maliyetler düşük olacaktır. Mal fiyatlarınında düşük olacağına inanıyorum. Enflasyon ise ya sıfır olur. Yada sıfıra yakın bir rakam olur. Kesinlikle çift haneli bir rakam göremeyiz. Mal fiyatlarıda talebe ve malın çeşitliliğine göre değişir. Yani mutlaka serbest piyasa ekonomisi kendini gösterecektir. Turgut ÖZAL ‘ı da serbest piyasa ekonomisini ülkemizde geliştirdiği ve sağladığı yatırımlar için minnetle anıyorum. Dünyanın ilk yazılımını yazan Liderin obama değil, Rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut ÖZAL olduğunuda belirtmek istiyorum. Farkındaysanız obama ‘nın baş harfinide küçük yazdım. Kapitalizmin ağa babası. İnsanlığın başbelası amerika. Saygı duyamıyorum. Saygılı olamıyorum…

Neyse konuyu dağıtıyordum az kalsın yine 🙂
Herkes eşit olacak demiştim. Bu yüzden gelir vergiside almıyorum. Almaya gerek yok. Robotların olduğu sistemde hizmet üzerinden vergi almakta olmaz. Belki tüketim ürünlerine göre vergi alınabilir. Ama bu konuyuda tartışmaya açık bırakıyorum. Yani emin değilim. Gelecekteki durumlarımıza göre vergiye ayar verilebilir. Peki bu kadar işsiz güçsüz insan ne yapacak ? İnsanlar boşta kalmış gibi görünüyor. Ancak ben farklı düşünüyorum. İnsanlar doğduktan bir süre sonra eğitim hayatına başlayacaktır. Aldıkları kaliteli eğitim bireyleri yeteneklerine göre farklı alanlara yönlendirecektir. Bazı insanlar bilime. Bazıları sanata. Bazıları ise spora. İşin içinde para olmadığı için insanların sevdikleri ve istedikleri bölümlere yöneleceğini düşünüyorum. Ressam olmak isteyen kişi geçim sıkıntısını dert etmeden ressam olabilir. Ya da doktorluğu iyi para var deyip seçmek yerine gerçekten istediği için seçebilir. Şimdi siz sorabilirsiniz. Parasını harcayıp bitiren insanlar ne yapacak. Mevduat ile birlikte kredi olgusunuda bitirdin. Nasıl kaynak bulacak bu insanlar diye sorabilirsiniz. Ya da parasını biriktirip gösteriş için harcayan insanların toplum içindeki yeri nasıl olacak diye sorabilirsiniz. İnsanın olduğu heryerde sorunlarda vardır. Sorun olmaması imkansızdır. Bu kadar toz pembe bir gelecek olabilir mi ? İnsan hayalleri ile var olur. Bu benim fikrim. Aslında dahada geliştirilebilir. Havadan para gelen insanlar çalışmaz. Doğru bir söz. Ama insanlara para için değilde. Mutluluk için yaşamayı aşılarsak daha farklı olabilir.

Şu anda kapitalist gelir dağılımına baktığımızda yeryüzündeki tüm paraların yarısını nüfusun %1 oranındaki zenginler paylaşıyor. Diğer yarısını ise nüfusun %99u kendi arasında paylaşıyor. Benim gelecekteki düşüncemde fakir yok. Herkes eşit. Benim düşündüğüm gelecekte gelir adaletli. Sanırım tek çaremiz yapay zeka…

Senden bana yar olmaz..

Bende biliyorum bana yar olmayacağını. Gariban sevgisi lan bizimkisi. Çömez kaldık. Ezik ve bir o kadar sönük. Bazen isyan edesim geliyor. Bağırıp çağırasım herşeye! Ama başına üşüşüyorlar zebani gibi o zamanda. Bir o taraftan bir bu taraftan saldırıyorlar. Sus diyorlar. Sus! Boyun eğiyoruz işte… Ama içimdeki o sese ve sevgiye boyun eğemiyorum. Bir ona boyun eğemiyorum…

Evet abiler. Sanırım yine başlıyor benim isyanım. Yine önemsiyormuş gibi yaparak bağladı beni kendine. Her bir sözünde dünyaları yakacak kadar yüreğim alevlendi. Ama gelin görün ki çantada keklik misali bir hal benim ki. Çantada keklik gibi olduğumu bildiğim halde… Ne yapayım. Susuyorum ve en güzel keklik gibi ötüyorum. Bel ki döner bakar diye. Bıraktığı o kafese 🙂

Benim canım kasem :) Lanetli kase…

Ekşi sözlük yazarından;

zamanın birinde romantik bir jestin parçası olarak geldi evime. içerisindekiler bitince özenle yıkadım, içine ne koysam da geri versem diye düşünürken (zira eve gelen tabak çanak boş dönmezdi, türk olmak bunu gerektirirdi) annem alıp hunharca kullanmasın diye odama, çalışma masamın üzerine koydum. benim canım kasemdi, kıymetlimisdi.

önce babam dadandı kaseye. bu dedi neden burda duruyor dedi aldı mutfağa götürdü, geri getirdim (daha doğrusu getirdiğimi zannediyordum ama aslında kendi geliyormuş). o dedim bizim değil geri gidecek karışmasın diye ayırdım dedim bu sefer de tutturdu mustafanın kasesi bu ben bunu geri verecem diye. yav değil mustafanın rahat bırak kasemi falan dedim gitti bu. sonra temizliğe gelen abla ve annem dadandılar kaseye ama her seferinde geri getirdim (hala getirdim zannediyorum bak)

neyse uzatmayayım aradan baya güzel günler, o kadar da güzel olmayan günler ve bir takım ağlamalı kusmalı ayinli günler geçti ve kase artık sadece bir kaseydi, dolayısıyla içip içip küfrettiğim bir gün elimde yakacak fotoğraf falan olmadığı için kaseyi çöpe attım, ve sızdım.

sabah kase başımdaydı.

yorganı burnuma kadar çektim, vay babayın kemikleri şeklinde ilkel küfürler eşliğinde altıma sıçtım. meğer annem yanlışlıkla atıldı zannedip yıkayıp temizleyip koymuş geri yerine. yok anne dedim atıyorum bunu ben kase yok artık. attım geri.

ertesi gün kase mutfaktaydı.

yav dalga mı geçiyorsunuz attım işte koduğumun kasesini kim getiriyor bunu dedim ordan babam yarın bi gün barışırsınız geri verirsin diye şeyettim dedi. tamam kalsın aq da bok barışırız dedim (içimden), kaldı. biz tabi ki barışmadık ama kase de hep durdu bir kenarda.

aradan aylar geçti, bir ton şey yaşandı kase sahibiyle ve ben taşınırken, ev bomboşken geride sadece o kase kalmıştı, artık geride bırakma zamanı gelmişti çünkü kaseyi de sahibini de, kapıyı çekip çıktım.

ve siktiğimin kasesi yeni evde de belirdi.

anasını avradını siktiğimin 30 km yol katetmişti. evden eve nakliyatçılar evde bir şey unutulmasın diye kontrole gittiklerinde bulup getirmişler.

neyse dedim. olgun bir birey gibi koydum köşeye, anlamı yok zaten artık dedim. sıradan bir kase, dursun.

fakat kase sahibinin hamleleri bitmemişti, anılarımı dahi sikmenin bir yolunu bulmuştu. bir süre sonra ben kendimi tekrar depresyonda buldum ve terapimin bir parçası oladak kaseyi bahçeye gömdüm kardolarım. bildiğin toprak attım üstüne. ellerimle toprak attım. delirtti çünkü artık.

kase sadece dört gün sonra bahçivanın ellerindeydi.

secde ettim.
af diledim.
sekiz sezon supernatural izledim.
sonra aldım kaseyi karşıma konuştuk biraz. sorun neydi, neden böyle oldu. benim suçum yok aq manyağı ben kaseyim dedi, haklısın dedim.
en son aldım yıkadım allah affetsin kullanıyorum da artık. benim canım kasem.

Türkiye damadını uğurluyor…

Onu anlatacak o kadar cümle var ki. Tüm kelimeler birleşse eksik kalır. Belkide onu anlatacak en güzel kelime mücadeleydi. Halkını ve vatanını seven bir sanatçı. Hem filmlerinde hem gerçek hayatta mücadelesinden vazgeçmedi. Hababam sınıfıyla yüzümüzü güldürenler arasında oldu. Kardeşimden Madene Sürüye Yola ülkemizin gerçeklerini beynimize kazıyan filmlere oyunculuğuyla damga vurdu. Bazen Yakışıklı aşk adamı. Bazen dava adamı… Bir ağabey. Devrimcileri sevdi. Adalet için savaşanlara terörist demedi. O saray soytarısı olmadı. Bunlar için onu çok sevdik. Tüm filmlerini tekrardan izlesek Türkiye tarihini de gözden geçirmiş oluruz. Tebessümüne gözyaşları akıttıran adam. Devrimci yürekli bir yıldız. Türkiye damadını uğurluyor. Tarık AKAN. En güzel yarınlarda sende yanımızda başucumuzda olacaksın… Allah rahmet eylesin.

Neremizle ne içiyoruz…

Defalarca söylemiştim. Hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor. Haklıydım. İnanmalıydım. İnsanlar aşık oluyor ve öldürüyor. Sonra uyumaya devam ediyorlar. Hayat buydu. Hiç bitmeyen bir yok olma enstrümanı. Hayat sürekli sarhoş takıldığınız bakımsız belediye parkıydı. Dünya sürekli midenize ağladığınız ve izleyeni çok az olan bir tiyatroydu. Bileti her zaman çok ucuzdu.

Sizler alkolü ağzınız lamı götünüzlemi içiyorsunuz bilmiyorum. Alkole para vermeyin. O parayı çocuk kitaplarına verin. Sizi nasıl gençleştirdiğini nasıl iyi hissettirdiğini göreceksiniz. Çocukluğunuzda kaybettiğiniz ve sürekli aklınıza gelen özgürlük hissini tekrar kazanacaksınız. Özgür olmaktan korkmayın. Büyümenin, bir adam yada kadınla sevişmenin sizin için önemini anlayabiliyorum elbette. Ama o çocuk kitaplarını okurken kendinizi bir ejderhanın boynunda gökyüzünün altını üstüne getirdiğinizde büyümenin çokta umur sanacak bir şey olmadığını göreceksiniz. Ejderhaları severim ben. Sıcak karakterlerdir. Sizi ürküttüyse Vecihi olun o zaman. Rengarenk ve önünde pervanesi olan absürt uçaklara binin.  Yada Nazımın dediği gibi yapın. Motorları maviliklere sürün.

Mutlu bayramlar :)

Bayramlar güzeldir. Bütün dini yada milli bayramlarda etrafımıza gülücükler dağıtırız. Kısmende ihtiyacı olanlara yardım ederiz. İyi yüzlerimizi ortaya çıkartır. Üzüntü ve hayatta ters giden olayları bir kenara bırakırız. Dostlarımıza dostluk katarız. Küs olduklarımızla bayramlaşır barışırız. Kısaca bayramların en büyük kuralıdır. Mutlu olmak.

Bu kuralı keşke özel günlerin haricinde de uygulayabilsek. Yapılması gereken çok basit. Oda sahip olduğumuz gülümsemeyi an ve an arttırmak. Bunun için bir sürü kişisel gelişim kitapları kurcalamaya gerek yok.  Olumsuz sonuçlanan her şeye son verdiğimizde dünya daha güzel bir yer olabilir. Bu iyi bu kötü, bu dost bu düşman diyerek yargılamayı bıraktığımızda tek bir şey olur. Bayram olur 🙂 Düşüncelerimiz rahatlar. Düşüncelerimiz rahatladığında ise mutlu oluruz. Bunu sürekli kılmakta bizim elimizde.

Tanıdığımız herkes bizden bir şeyler öğreniyor. Biz de onlardan. Davranışlarımızla çevremizde yaşayan insanlara hatta çocuklara ilham kaynağı oluyoruz. Özellikle çocuklara doğruluğu, merhameti, mutluluğu öğretmek istiyorsak davranışlarımıza çok dikkat etmeliyiz. Yaptığımız hareketlerin neler ürettiğine çok iyi bakıp analiz etmeliyiz. Nasıl bir insan olduğumuz nasıl bir vicdana sahip olduğumuza ve neler yaptığımıza bağlı. Adalet insanın vicdanıdır.

Sevdiklerinizle güzel bir bayram geçirmeniz dileğiyle…