Aylık arşivler: Eylül 2016

Değmedi..

Zianna Oliphant … O çocuğun mikrofonun başına geldiği ilk andan beri gülümsemesi gerekiyordu. Güç herhangi bir kişiye ait bir olgu değil. Güç tüm insanlar arasında paylaşılabilir birşey. Sürekli kendini geliştiren yenileyen insan ırkı bu konuda da kendini yenilemesi gerekiyor.

Bu çocuğun anne babasını kaybetmesi. Bunun karşılığı ne olabilir bu evrende? Birinin gözyaşlarını akıtmasının karşılığı ne olabilir? Siyah olduğu içinmi acı çekmesi gerekir? Kürt olduğu içinmi dışlanması gerekir? Yada müslüman olduğu içinmi terörist yobaz olarak görmeliyiz insanları? Hangi güç yada para bir kız çocuğunun yetim öksüz kalması için yeterli ?

Bu dünyada koca bir kıta açlığa terk edildi. Koca kıta işgencelerle, yağmalarla, sömürülerle yalnızlığa itildi. Bunları yapanlar şimdi hayatta değil. Değermiydi ?

Senden bana yar olmaz..

Bende biliyorum bana yar olmayacağını. Gariban sevgisi lan bizimkisi. Çömez kaldık. Ezik ve bir o kadar sönük. Bazen isyan edesim geliyor. Bağırıp çağırasım herşeye! Ama başına üşüşüyorlar zebani gibi o zamanda. Bir o taraftan bir bu taraftan saldırıyorlar. Sus diyorlar. Sus! Boyun eğiyoruz işte… Ama içimdeki o sese ve sevgiye boyun eğemiyorum. Bir ona boyun eğemiyorum…

Evet abiler. Sanırım yine başlıyor benim isyanım. Yine önemsiyormuş gibi yaparak bağladı beni kendine. Her bir sözünde dünyaları yakacak kadar yüreğim alevlendi. Ama gelin görün ki çantada keklik misali bir hal benim ki. Çantada keklik gibi olduğumu bildiğim halde… Ne yapayım. Susuyorum ve en güzel keklik gibi ötüyorum. Bel ki döner bakar diye. Bıraktığı o kafese 🙂

Benim canım kasem :) Lanetli kase…

Ekşi sözlük yazarından;

zamanın birinde romantik bir jestin parçası olarak geldi evime. içerisindekiler bitince özenle yıkadım, içine ne koysam da geri versem diye düşünürken (zira eve gelen tabak çanak boş dönmezdi, türk olmak bunu gerektirirdi) annem alıp hunharca kullanmasın diye odama, çalışma masamın üzerine koydum. benim canım kasemdi, kıymetlimisdi.

önce babam dadandı kaseye. bu dedi neden burda duruyor dedi aldı mutfağa götürdü, geri getirdim (daha doğrusu getirdiğimi zannediyordum ama aslında kendi geliyormuş). o dedim bizim değil geri gidecek karışmasın diye ayırdım dedim bu sefer de tutturdu mustafanın kasesi bu ben bunu geri verecem diye. yav değil mustafanın rahat bırak kasemi falan dedim gitti bu. sonra temizliğe gelen abla ve annem dadandılar kaseye ama her seferinde geri getirdim (hala getirdim zannediyorum bak)

neyse uzatmayayım aradan baya güzel günler, o kadar da güzel olmayan günler ve bir takım ağlamalı kusmalı ayinli günler geçti ve kase artık sadece bir kaseydi, dolayısıyla içip içip küfrettiğim bir gün elimde yakacak fotoğraf falan olmadığı için kaseyi çöpe attım, ve sızdım.

sabah kase başımdaydı.

yorganı burnuma kadar çektim, vay babayın kemikleri şeklinde ilkel küfürler eşliğinde altıma sıçtım. meğer annem yanlışlıkla atıldı zannedip yıkayıp temizleyip koymuş geri yerine. yok anne dedim atıyorum bunu ben kase yok artık. attım geri.

ertesi gün kase mutfaktaydı.

yav dalga mı geçiyorsunuz attım işte koduğumun kasesini kim getiriyor bunu dedim ordan babam yarın bi gün barışırsınız geri verirsin diye şeyettim dedi. tamam kalsın aq da bok barışırız dedim (içimden), kaldı. biz tabi ki barışmadık ama kase de hep durdu bir kenarda.

aradan aylar geçti, bir ton şey yaşandı kase sahibiyle ve ben taşınırken, ev bomboşken geride sadece o kase kalmıştı, artık geride bırakma zamanı gelmişti çünkü kaseyi de sahibini de, kapıyı çekip çıktım.

ve siktiğimin kasesi yeni evde de belirdi.

anasını avradını siktiğimin 30 km yol katetmişti. evden eve nakliyatçılar evde bir şey unutulmasın diye kontrole gittiklerinde bulup getirmişler.

neyse dedim. olgun bir birey gibi koydum köşeye, anlamı yok zaten artık dedim. sıradan bir kase, dursun.

fakat kase sahibinin hamleleri bitmemişti, anılarımı dahi sikmenin bir yolunu bulmuştu. bir süre sonra ben kendimi tekrar depresyonda buldum ve terapimin bir parçası oladak kaseyi bahçeye gömdüm kardolarım. bildiğin toprak attım üstüne. ellerimle toprak attım. delirtti çünkü artık.

kase sadece dört gün sonra bahçivanın ellerindeydi.

secde ettim.
af diledim.
sekiz sezon supernatural izledim.
sonra aldım kaseyi karşıma konuştuk biraz. sorun neydi, neden böyle oldu. benim suçum yok aq manyağı ben kaseyim dedi, haklısın dedim.
en son aldım yıkadım allah affetsin kullanıyorum da artık. benim canım kasem.

Türkiye damadını uğurluyor…

Onu anlatacak o kadar cümle var ki. Tüm kelimeler birleşse eksik kalır. Belkide onu anlatacak en güzel kelime mücadeleydi. Halkını ve vatanını seven bir sanatçı. Hem filmlerinde hem gerçek hayatta mücadelesinden vazgeçmedi. Hababam sınıfıyla yüzümüzü güldürenler arasında oldu. Kardeşimden Madene Sürüye Yola ülkemizin gerçeklerini beynimize kazıyan filmlere oyunculuğuyla damga vurdu. Bazen Yakışıklı aşk adamı. Bazen dava adamı… Bir ağabey. Devrimcileri sevdi. Adalet için savaşanlara terörist demedi. O saray soytarısı olmadı. Bunlar için onu çok sevdik. Tüm filmlerini tekrardan izlesek Türkiye tarihini de gözden geçirmiş oluruz. Tebessümüne gözyaşları akıttıran adam. Devrimci yürekli bir yıldız. Türkiye damadını uğurluyor. Tarık AKAN. En güzel yarınlarda sende yanımızda başucumuzda olacaksın… Allah rahmet eylesin.

Neremizle ne içiyoruz…

Defalarca söylemiştim. Hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor. Haklıydım. İnanmalıydım. İnsanlar aşık oluyor ve öldürüyor. Sonra uyumaya devam ediyorlar. Hayat buydu. Hiç bitmeyen bir yok olma enstrümanı. Hayat sürekli sarhoş takıldığınız bakımsız belediye parkıydı. Dünya sürekli midenize ağladığınız ve izleyeni çok az olan bir tiyatroydu. Bileti her zaman çok ucuzdu.

Sizler alkolü ağzınız lamı götünüzlemi içiyorsunuz bilmiyorum. Alkole para vermeyin. O parayı çocuk kitaplarına verin. Sizi nasıl gençleştirdiğini nasıl iyi hissettirdiğini göreceksiniz. Çocukluğunuzda kaybettiğiniz ve sürekli aklınıza gelen özgürlük hissini tekrar kazanacaksınız. Özgür olmaktan korkmayın. Büyümenin, bir adam yada kadınla sevişmenin sizin için önemini anlayabiliyorum elbette. Ama o çocuk kitaplarını okurken kendinizi bir ejderhanın boynunda gökyüzünün altını üstüne getirdiğinizde büyümenin çokta umur sanacak bir şey olmadığını göreceksiniz. Ejderhaları severim ben. Sıcak karakterlerdir. Sizi ürküttüyse Vecihi olun o zaman. Rengarenk ve önünde pervanesi olan absürt uçaklara binin.  Yada Nazımın dediği gibi yapın. Motorları maviliklere sürün.

Mutlu bayramlar :)

Bayramlar güzeldir. Bütün dini yada milli bayramlarda etrafımıza gülücükler dağıtırız. Kısmende ihtiyacı olanlara yardım ederiz. İyi yüzlerimizi ortaya çıkartır. Üzüntü ve hayatta ters giden olayları bir kenara bırakırız. Dostlarımıza dostluk katarız. Küs olduklarımızla bayramlaşır barışırız. Kısaca bayramların en büyük kuralıdır. Mutlu olmak.

Bu kuralı keşke özel günlerin haricinde de uygulayabilsek. Yapılması gereken çok basit. Oda sahip olduğumuz gülümsemeyi an ve an arttırmak. Bunun için bir sürü kişisel gelişim kitapları kurcalamaya gerek yok.  Olumsuz sonuçlanan her şeye son verdiğimizde dünya daha güzel bir yer olabilir. Bu iyi bu kötü, bu dost bu düşman diyerek yargılamayı bıraktığımızda tek bir şey olur. Bayram olur 🙂 Düşüncelerimiz rahatlar. Düşüncelerimiz rahatladığında ise mutlu oluruz. Bunu sürekli kılmakta bizim elimizde.

Tanıdığımız herkes bizden bir şeyler öğreniyor. Biz de onlardan. Davranışlarımızla çevremizde yaşayan insanlara hatta çocuklara ilham kaynağı oluyoruz. Özellikle çocuklara doğruluğu, merhameti, mutluluğu öğretmek istiyorsak davranışlarımıza çok dikkat etmeliyiz. Yaptığımız hareketlerin neler ürettiğine çok iyi bakıp analiz etmeliyiz. Nasıl bir insan olduğumuz nasıl bir vicdana sahip olduğumuza ve neler yaptığımıza bağlı. Adalet insanın vicdanıdır.

Sevdiklerinizle güzel bir bayram geçirmeniz dileğiyle…

Hüzünlendiriyor. Ama sonunda içime yine huzur veriyor.

Bu türküyü günlerce, haftalarca, aylarca hatta yıllarca dinlesem de bıkmıyorum. Dinledikçe daha çok hoşuma gidiyor…. Açık bir alanda sesli bir şekilde dinleyip. Beraber söylemek istiyorum. Midemin almadığı alkolü içmek ve ağlamak istiyorum… Başka türlü tadı çıkmaz diyorum. Alıp beni çok geriye götürüyor. Hüzünlendiriyor ama sonunda içime yine huzur veriyor. Böyle mükemmel bir türkü…

Dertsiz insan var mıdır acaba? önemli olan dermanı olmayan dert olmasın… İnsan bütün dertlerin altından kalkar diye düşünüyorum. Bütün dertleri birer altına  çevirebilseydik kaçıncı kuyumcu dükkanını açmıştık… Nesimi dertli yazmış. Grup abdal ve Burcu ablam o kadar güzel yorumlamış ki. O dertler aynı zamanda yok oluyor sanki. Çok farklı duyguları içinde barındırıyor. Onun için bayılıyorum. Dinlemekten bıkmıyorum.