Kategori arşivi: Bunalım

Galiba buna ihtiyacı olduğunu düşündüm :)

Başıma geldi bu. Gecenin saat dördünde acı acı çalan telefonu açtım. Numara bende kayıtlı değildi. Telefonun karşısındaki ağlamaklı ses “seni unutamadım, hala çok seviyorum bunu bil” diyordu. Sesi yabancı değildi ama tanıdık da değildi. Hüzünlü kadınların sesleri nedense hep aynı tınıyı veriyordu. Sustum, “orda mısın” dedi. Buradayım dedim. Nasıl olduğumu, görüşmeyeli neler yaptığımı sordu. Anlattım.

Evlendin mi? dedi tedirgin bir sesle. Hayır yalnızlığa alıştım dedim. Bir süre sustuk. Bana başka birinin adıyla hitap edince onu tanımadığımdan emin oldum ama konuşmaya devam ettim. Sanki bir zamanlar onu sevmişim gibi.

Kapatırken seni seviyorum dedi, “ben de”dedim. Neden bilmiyorum, galiba buna ihtiyacı olduğunu düşündüm. İç çekerek telefonu kapattı. sabaha kadar uyumadım.

Ekşisözlük / Gergin ATAMAN

Tavuğun arzusu gelip domalırken, horoz başka bir tavuğa gömecek.

Birini hiç sevdiniz mi? Sevdiğinizi ve sevdiğiniz kişiyle de harika bir şekilde evlendiğinizi düşünelim. Birbirinize sımsıkı bağlı olduğunuzu kesinlikle ayrılmadığınızı düşünelim.  Her anınızı beraber geçirdiğinizi boş anlarınızınsa hiç olmadığınızı düşünelim.  Sonra bir anda da terk edildiğinizi… Ve yapayalnız kaldığınızı düşünelim. Bu olaylar size çok tanıdık geliyor değil mi. Bende sizin en yakın dostlarınızdan biri oluyum.  Ve o ağır geçen depresyonunuzla  sizi alıp bi dertleşmeye çıkalım.  Deniz kenarına gidelim ve o denizin hırçın dalgaları ruhunuzu coştursun.  Zaten kimseye bir şey anlatamıyorsunuz çok dolmuşsunuz.  Sadece bana güvenebiliyorsunuz.  O nasıl biriydi kardeşim.  Biraz anlatsana dediğimde.  Siz o kişiyi bir gün boyunca ayrıntılı bir şekilde anlatabilirsiniz değil mi. Tabiki anlatabilirsiniz. Çünkü seviyorsunuz. Sevdiğiniz için zaten çok iyi tanıyorsunuz. Çünkü biriyle ilişki tanımak, sevmek, muhabbet etmek olarak gerçekleşir değil mi.

En uzun yolculuk iki insanın arasındaki mesafedir derler.  Ben bu yolculuğu hiç bir zaman tamamlayamadım.  Ne ailemden nede arkadaş çevremden hiç kimseye ruhumu teslim edemedim. Güvendim mi? Sevdim mi? Bunu hiç kendime pazarlık konusu etmedim. Peki benim ortaya çıkardığım maddi yada manevi katma değerlere ne oldu? Bunu şimdi tam manaasıyla sorgulamaya başladım. Çok iyi bir eğitim-öğretim geçmişim yok. Fakat mükemmel bir şekilde yaptığım meseleye bağlı olduğumu düşünüyorum. Sınıfımın en iyisi olduğumu hiçte söylemekten geri kalmayacağım. Kazandığım paranın hiçbir zaman cimriliğini yapmadım. Buna karşılık hiç bir zaman bu mesafeyi tamamlayamadım.

En başta söylemiştim. Bir ilişki tanımak, sevmek, muhabbet etmek üzerine kuruludur. Peki yeterince muhabbet edemediyseniz nasıl olurda diyalogunuz ilişki yaftasının içine girer? Son iki yılda başımdan geçen olaylar beni daha bi yaşlandırdı. 16 yaşındayken lise çağımda bir bankaya bilgisayar ortamında girerek haksız bir şekilde telefonuma 100 Kontör yüklemiştim. Fakat suç suçtur. Miktarı nispeten önemli değildir. Suçumu hiç inkar etmedim. Savunmamda olayları ince ayrıntısına kadar anlatarak yaptığımı ve üzerime atılan suçlamaları kabul ettim. Cezasını 24 yaşında cezaevine girerek çektim.

Cezaevinden çıktıktan sonra hayli zor bir sürecin içinde buldum kendimi. Biraz agresif. Biraz umutsuz. Biraz sebepsiz…

Geçmişimde her ne kadar Allahın varlığını inkar etmiş olsam da şu anda Yüce Yaratıcının varlığına inanıyorum. 

Cezaevinden çıktıktan yaklaşık 1 ay sonra çocukluk aşkımın boşandığını öğreniyorum. Onu tanıyorum. Onu seviyorum. Geriye kalan sadece muhabbet.

İlk zamanlar sık sık buluşuyoruz. Ben ondan mı kaçıyorum kendimden mi bilmiyorum. Ben bir şeylerden kaçtıkça o üzerime geliyor. Geçen zamanın siniriyle birbirimize sürekli düşünerek ve gerçekten profesyonelce kelimeler seçip düşünmeye zorluyoruz. Bir oyun oynuyoruz.

Muhabbetimiz tekrar başlıyor ve ilişki düzeyine geçiyoruz. Onu tanıdığımı zannediyormuşum meğer. Aslında ben onun bedenini güzelliğini seviyormuşum. Beğendiğim o bedene de hayalimdeki ruhu koymuşum. Bunu da aşk sanmışım. Hiç tanıyamamış ve birçok şeyi görmezden gelmişim. Hayalimdeki ruhu en özenli çalışan bir yazılımcının kodladığı gibi bugsuz şekilde ona entegre etmişim.

Bir kızı olmuş. İlk gördüğümde hiçbir şey anlamıyorum. Zaman ilerledikçe çocukları özellikle bebekleri seven yapım olduğu için onunla vakit geçirmekten zevk alıyorum. Onunla oyunlar oynadıkça, ilgilendikçe oda beni çok seviyor.

Birbirimiz için yanlış kişiler oluğumuzu hiç düşünmedim. Aksine başkaları için yanlış kişilerdik. Bunu ben böyle düşünüyordum. O değil. Birlikte bunu düşünmüş olsaydık defalarca aldatılmazdım. Hele hele üzerime affedilen bir olayın açıklamasını yapacakken baştan sona anlatıp gösterip hak arayabilecekken aşağılık bir şekilde satılmazdım. Evet bu aralar çok aşağılık bir ithama maruz kaldım. Benden yardım isteyen aşağılık bir tanıdığıma yardıma giderek çok aşağılık bir duruma geldim. Ve hiç dinlenilmedim.

Dağıtacak her zaman sevgim vardı. Çevremde sevgimi almak isteyen kimseyi bulamadım. Evet bu bir aşk. Aşk karşı cins iki insanın arasındaki duygudan hariç, bir günahsız çocuğun günahkar anneyle olan ilişkisini de tanımlar diye düşündüm. Yada Tanrının yeryüzünü yaratırkenki inceliği. Bir komutanın size ölmeyi emrediyorum derkenki sahiplenişi de bir aşk değilmiydi? Yada bir gerillanın rüyasındaki umutsuz sevgisi…

Dağıtacak çok sevgim vardı. Her zaman havada kaldı benim. Şimdi heybemde benden başka bir şey yok. Şimdi ne olacak? Gün gelecek devran dönecek. Tavuğun arzusu gelip domalırken, horoz başka bir tavuğa gömecek.

Dinlenilmemiş olsam da, bir gün anlaşılmış olacağım. Aç kalın. Yardımsız kalın. Ümitsiz kalın. Her yeni güne, yeni dertlerle uyanın. Sonunuzun geldiği güne dek vicdanınızda benimle kalın. Hoşça kalmayın.

Hayat bize ne verdi..

Hayat bize ne verdi..

Yapacak duyacak görecek hiçbir şey yoktu. Her yerde ve sürekli hiçlikle çevriliydi insan. Boyuttan ve zamandan tümüyle yoksun boşlukla. Bir aşağı bir yukarı yürürdü insan. Düşünceleri de onunla birlikte bir aşağı bir yukarı bir aşağı bir yukarı yürüyüp dururdu. Ama ne kadar soyut görünürlerse görünsünler. Düşünceler de bir dayanak noktasına gereksinim duyarlar. Yoksa kendi çevrelerinde anlamsızca dönmeye başlarlar. Onlar da hiçliğe katlanamaz. İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler bekler bekler şakakları zonklayana dek düşünür düşünür düşünür. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız. Yalnız.