Kategori arşivi: Dünya

Değmedi..

Zianna Oliphant … O çocuğun mikrofonun başına geldiği ilk andan beri gülümsemesi gerekiyordu. Güç herhangi bir kişiye ait bir olgu değil. Güç tüm insanlar arasında paylaşılabilir birşey. Sürekli kendini geliştiren yenileyen insan ırkı bu konuda da kendini yenilemesi gerekiyor.

Bu çocuğun anne babasını kaybetmesi. Bunun karşılığı ne olabilir bu evrende? Birinin gözyaşlarını akıtmasının karşılığı ne olabilir? Siyah olduğu içinmi acı çekmesi gerekir? Kürt olduğu içinmi dışlanması gerekir? Yada müslüman olduğu içinmi terörist yobaz olarak görmeliyiz insanları? Hangi güç yada para bir kız çocuğunun yetim öksüz kalması için yeterli ?

Bu dünyada koca bir kıta açlığa terk edildi. Koca kıta işgencelerle, yağmalarla, sömürülerle yalnızlığa itildi. Bunları yapanlar şimdi hayatta değil. Değermiydi ?

Hayat bize ne verdi..

Hayat bize ne verdi..

Yapacak duyacak görecek hiçbir şey yoktu. Her yerde ve sürekli hiçlikle çevriliydi insan. Boyuttan ve zamandan tümüyle yoksun boşlukla. Bir aşağı bir yukarı yürürdü insan. Düşünceleri de onunla birlikte bir aşağı bir yukarı bir aşağı bir yukarı yürüyüp dururdu. Ama ne kadar soyut görünürlerse görünsünler. Düşünceler de bir dayanak noktasına gereksinim duyarlar. Yoksa kendi çevrelerinde anlamsızca dönmeye başlarlar. Onlar da hiçliğe katlanamaz. İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler bekler bekler şakakları zonklayana dek düşünür düşünür düşünür. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız. Yalnız.

Özgürce sevişmek varken devlet kontrolünde sevişmek ve niçin evlenmek ister insan?

Özgürce sevişmek varken devlet kontrolünde sevişmek ve niçin evlenmek ister insan?

Aslında bu soruyu tek bir cümleyle de yanıtlamak mümkün. Doğal olmayan şeyleri sevmiyorum. Yine de bu yetersiz kalıyor. Çünkü şu an bu yazıyı yazdığım bilgisayar üzerime giydiğim giysiler hatta yediğim yemekler bile doğal değil. Çıplak gezip bilgisayar kullanmamayı tercih ederdim aslında ama bunlara cesaretim yok. Düzene ayak uydurmaya itiraz etmeye cesaretim var. Çünkü beni bu belki de en kötü etkileyecek olanlardan biri. Bunu kabullenmek pes etmek gibi… Giyinip gezmekten kat kat büyük. Seçeceğim mesleğe arkadaşlarıma konuşma tarzıma hemen her şeye karışıverip kendisini doğalmış gibi tanıtan insanların doğal olmadıklarının farkındayım. Farkında olmayan var mı? Evlenmemiz istenir. Çünkü sevgilerin birilerinin gözünde değeri yoktur. Düzen düzen düzen diye kudururlar bu insanlar. Düzen iyidir. Ne zaman ne yapıp ne yapamayacağını kestirmek sınırları çizilmiş bir dünyada yaşamak birilerinin işine gelir. Sıklıkla hatırladığımız en az 3 çocuk tavsiyesi bunun örneğidir. Buradan yola çıkarak neden evlenmemiz istendiğini kolaylıkla anlayabiliriz. Bu tip bir tavsiye veren kişi kendisinin sözünü dinleyen daha fazla insan üretmek için kullanır aileleri. Böylece kendisini destekleyen daha fazla insan elde edilmiş olur. Evlenmek için neler gerekir. Sevgi mi. Çevrenizde kaç kişi sevdiği kişiyle evleniyor. Bunca insanın hep birlikte yaşamak istediği insanı ortalama 20-25 yaşında bulabiliyor olması hiç mümkün gelmiyor bana. Bu mucizevi durumun erkekler için askerden gelince kadınlar ve erkekler içinse genellikle okul bittikten sonra olması da bir tesadüf olamaz herhalde. Maddi olarak bakıldığında da evlenen kişilerin durumlarının bu kadar paralelliğini de yapay bulmaktan kendimi alamıyorum. Bir de üstüne belediye başkanın bana verdiği yetki… ve evlenmenizde hiçbir sakınca görülmemiştir lafları var ki insan şaşırıp kalıyor. Çocukken yaptığım gibi kulaklarımı kapatıp aoaoaoaoao diye bağırarak koşmak istiyorum. Tüm bu garipliklere rağmen evliliğin hala normal görülmesi hayret verici. Evlilik kesinlikle Büyük bir trajedi. Aşkımızı bile kendine bağlamak isteyen bir güç var. Yo öyle ruhani bir güç değil. Göz önünde utanmazca hayatlarımıza aşklarımıza amlarımıza siklerimize burnunu sokma hakkını gören bir güç bu. Düğünle dernekle gücünü herkese göstermemizi isteyip bakın nasıl da sözüme geldiniz diyip bizi süslü püslü bebeklere çevirip göbek attıran bir güç. Tıpkı okullardan mezun olunca istediğim gibi eğitildiniz kutlaması yaptığı gibi. Birey olmamız değil rollerimizi iyice öğrenmemiz için çok ideal bir ortamdır aile evleri. Aile dendiğinde insanların aklına çocuk geliyor. Bu bahsettiğim gücün insanları insan üreticisinden olarak görmesi diye değerlendiriyorum. İnsanlar birey değil. Aileler sevgi üzerine kurulmuyor. Yaşlanınca yalnız kalmama isteği ile evlenmekten bahsedenler feci şekilde kendini kandırıyor. Birbirini seven iyi anlaşan birlikte yaşamaktan keyif alan iki insanın beraber yaşlanması için imzaya niçin gerek var? İkili insan ilişkilerini şirket ortaklığı yaparcasına imza atarak sabitlemek niçin gerekli? Birlikte yaşayabilmek için evlenmek gerekli değil. Çocuk yapmak için imza atmanız da hiç gerekli değil. Evlenmenin tersi sevgisizlik yalnızlık değildir. Hayatımızın sonuna kadar aynı kişiyi sevemeyeceğimiz anlamına gelmez evlenmemek. Aynı kişiyi ömür boyu ya da bir süre sevebiliriz ve bunun için bir yerlerden izin belgesi almamıza gerek olduğuna böyle körü körüne inanmak gerçekten şaşırtıyor. Hele bundan hiç rahatsız olmamak… Hatta evlenmemişliği kusur olarak görmek… Evlilik kurumlarında kadınlara kadınlık erkeklere erkeklik öğretilir. Siz aile hayatı yaşadığınızı sanırken birileri gelip sizin kişiliğinize kimliğinize hislerinize zevklerinize tecavüz eder. Sevgimi birilerinin sakınca görüp görmemesine bağlı olarak yaşamak istemiyorum.