Kategori arşivi: Genel

Ödün

Kendi doğrularımızı elbette kabul etmeyen insanlar olacaktır. Bizim doğrularımızı öcü olarak gösterip ayyuka çıkarmak isteyenlerde olacaktır. İşte o zaman sevdiğinizin en kötüsü siz olacaksınız. Başkalarına her türlü yanlışı yapabilirsiniz arkadaşlar. Ama kendinize yanlış yapmayın. O yanlışı asla kabul edemezsiniz. Kendinizden şaşmayın. Doğrularınızdan şaşmayın. Birisinin ne yazıkkisi olabilirsiniz sorun değil. Ama önce. Önce kendinizin iyikisi olun. Olmaya çalışın. En fazla pişman olursunuz. Ama pişkin olmayın. Mutlu olmak istiyorsanız. Önce ben deyin. Rica ile minnet ile ısrarla bu işler olmuyor.

Rüzgara karşı işeyen kovboy :)

Yalnızlıklara karışılmaz. O tek başınadır. Yalnız yalnızca yalnız bir kavramdır. Küçük bir çocukken dahi tüm herkes birlikte oynarken yalnız olan o kişi bir köşede sessizce oturup diğerlerini izler. Sık sık kendini keşfeder. Kendi kurduğu o müthiş hayal dünyasına sığınır. Büyüdüğünde sosyalleşemez. İnsanlarla kaynaşamaz. İnsanlara katılsada bir yanı tam olarakta orada değildir. O yalnızlığın kendisidir.

Yalnızlık o kişi için özlenilen yerdir. Tıpkı nefes egzersizi yapabileceği bi nefes odasıdır. Arada bir uğrar. Yapmacık, yalanları gördükçe yalnızlığını özler. Birilerinin varlığıyla geçmez. Birilerinin yalandan seni seviyorumuyla geçmez.

Bu durum yalnız olan kişinin daha küçük yaşlarda. Belkide bilinçsizce kendisini korumak için geliştirdiği bir kalkandır. Kalabalığa katılıp darbe yemektense. Ki her insan potansiyel olarak bi darbedir, kendi temiz dünyasında küçük bir prens gibi oradan izleyerek acısız bir şekilde zamanını geçirir. Ne zamana kadar mı ? Birini sevip o steril nefes odasından çıkana kadar 🙂

Çiçeğin yaprağına…

Sıkıldım. Herkesten her şeyden. Bıraksalar düşeceğim şu kaldırımdan. Dokunduramadığım şeyler… Her yapılanı edileni doldurdum hunharca içime bu güne kadar. O kadar ağır geliyor ki inliyorum ağırlıktan. Öyle bir dönemdeyim işte… Bir başkası için.. Aile aşk arkadaş… Bir başkasının dertleriyle dertlenmekten kendimi unuttuğumu fark ettiğim bir zamandayım.. Kafamı duvarlara vurmam gereken sondayım… Düştüm… Nasıl kalkmadım bende bu dibe kadar battım… Kim, kimler attı beni buralara. Bu hallere masum şeyler getirdi beni. Yüzüne tükürülmez akranlar, Sevgisiz bir aşk, arkadaşlar getirdi beni bu sona. Bir boşluktu. Düştüm anca öyle gördüm… Kızım. Yavrum. Senin için her şey yaparım derdim. Derdim ama yapamazmışım. Doğurana nasıl diye utanmaz yüzüne küfür mü edeyim. Yoksa sana ne lan diye haklı cevap verecek bir adamımı arayayım. Her şeyi yapamazmışım kızım. Seni sevdiğim için. Sana sevgi verdiğim için özür dilerim. Bir şeyler ıslandı gözümde bugün. O suyla hayat verdi bir çiçeğe. Gözümde açtı… Bu hapis dünyamda tek gökyüzüm dün benim. Sevgilim. Kızım. Güneşim. Çiçeğimin yaprağı güneşim :)Elim kolum kanadım kırıldı kızım bugün. Senin için bir şey yapamadım. Senden çok özür dilerim kızım. Yolun bahtın açık olsun. Hayat seni üzmesin. Tırnağına zarar gelmesin kızım. Hoşça kal güzel kızım. Çok ama çok hoşça zamanlarla kal.

Kimiz ?

Hepimiz her zaman Adalet ve Eşitlik isteriz. Adalet tamam ama. Eşit olmak her zaman adilmidir?  ”Kimse sana özgürlük veremez kimse sana eşitlik veya adalet veya başka bir şey veremez.” Malcolm

Kendini sev.

Kendini sev. Kişiliğini, Duruşunu, Doğrularını. Düşüncelerini en çokta. Çocukluğundan beri değişmeyen düşüncelerini. Kimliğin senin. Onlar seni var eden. Senin en büyük hazinen. Onu koru. Onu sev. Değiştirdiğin duruşun için kendinden af dile.

Çıkart onu. Gitsin artık. Azad et.

Değmedi..

Zianna Oliphant … O çocuğun mikrofonun başına geldiği ilk andan beri gülümsemesi gerekiyordu. Güç herhangi bir kişiye ait bir olgu değil. Güç tüm insanlar arasında paylaşılabilir birşey. Sürekli kendini geliştiren yenileyen insan ırkı bu konuda da kendini yenilemesi gerekiyor.

Bu çocuğun anne babasını kaybetmesi. Bunun karşılığı ne olabilir bu evrende? Birinin gözyaşlarını akıtmasının karşılığı ne olabilir? Siyah olduğu içinmi acı çekmesi gerekir? Kürt olduğu içinmi dışlanması gerekir? Yada müslüman olduğu içinmi terörist yobaz olarak görmeliyiz insanları? Hangi güç yada para bir kız çocuğunun yetim öksüz kalması için yeterli ?

Bu dünyada koca bir kıta açlığa terk edildi. Koca kıta işgencelerle, yağmalarla, sömürülerle yalnızlığa itildi. Bunları yapanlar şimdi hayatta değil. Değermiydi ?

Benim canım kasem :) Lanetli kase…

Ekşi sözlük yazarından;

zamanın birinde romantik bir jestin parçası olarak geldi evime. içerisindekiler bitince özenle yıkadım, içine ne koysam da geri versem diye düşünürken (zira eve gelen tabak çanak boş dönmezdi, türk olmak bunu gerektirirdi) annem alıp hunharca kullanmasın diye odama, çalışma masamın üzerine koydum. benim canım kasemdi, kıymetlimisdi.

önce babam dadandı kaseye. bu dedi neden burda duruyor dedi aldı mutfağa götürdü, geri getirdim (daha doğrusu getirdiğimi zannediyordum ama aslında kendi geliyormuş). o dedim bizim değil geri gidecek karışmasın diye ayırdım dedim bu sefer de tutturdu mustafanın kasesi bu ben bunu geri verecem diye. yav değil mustafanın rahat bırak kasemi falan dedim gitti bu. sonra temizliğe gelen abla ve annem dadandılar kaseye ama her seferinde geri getirdim (hala getirdim zannediyorum bak)

neyse uzatmayayım aradan baya güzel günler, o kadar da güzel olmayan günler ve bir takım ağlamalı kusmalı ayinli günler geçti ve kase artık sadece bir kaseydi, dolayısıyla içip içip küfrettiğim bir gün elimde yakacak fotoğraf falan olmadığı için kaseyi çöpe attım, ve sızdım.

sabah kase başımdaydı.

yorganı burnuma kadar çektim, vay babayın kemikleri şeklinde ilkel küfürler eşliğinde altıma sıçtım. meğer annem yanlışlıkla atıldı zannedip yıkayıp temizleyip koymuş geri yerine. yok anne dedim atıyorum bunu ben kase yok artık. attım geri.

ertesi gün kase mutfaktaydı.

yav dalga mı geçiyorsunuz attım işte koduğumun kasesini kim getiriyor bunu dedim ordan babam yarın bi gün barışırsınız geri verirsin diye şeyettim dedi. tamam kalsın aq da bok barışırız dedim (içimden), kaldı. biz tabi ki barışmadık ama kase de hep durdu bir kenarda.

aradan aylar geçti, bir ton şey yaşandı kase sahibiyle ve ben taşınırken, ev bomboşken geride sadece o kase kalmıştı, artık geride bırakma zamanı gelmişti çünkü kaseyi de sahibini de, kapıyı çekip çıktım.

ve siktiğimin kasesi yeni evde de belirdi.

anasını avradını siktiğimin 30 km yol katetmişti. evden eve nakliyatçılar evde bir şey unutulmasın diye kontrole gittiklerinde bulup getirmişler.

neyse dedim. olgun bir birey gibi koydum köşeye, anlamı yok zaten artık dedim. sıradan bir kase, dursun.

fakat kase sahibinin hamleleri bitmemişti, anılarımı dahi sikmenin bir yolunu bulmuştu. bir süre sonra ben kendimi tekrar depresyonda buldum ve terapimin bir parçası oladak kaseyi bahçeye gömdüm kardolarım. bildiğin toprak attım üstüne. ellerimle toprak attım. delirtti çünkü artık.

kase sadece dört gün sonra bahçivanın ellerindeydi.

secde ettim.
af diledim.
sekiz sezon supernatural izledim.
sonra aldım kaseyi karşıma konuştuk biraz. sorun neydi, neden böyle oldu. benim suçum yok aq manyağı ben kaseyim dedi, haklısın dedim.
en son aldım yıkadım allah affetsin kullanıyorum da artık. benim canım kasem.

Kitaplara konu olan aşklar sms gibi kısa yazılara indirgendi

Kitaplara konu olan aşklar sms gibi kısa yazılara indirgendi

Farkıda mıyız bilinmez ama öyle oldu bile. Çok değil bundan 5 sene önce, böyle bir hikaye anlatmak mümkün değildi. Öte yandan teknoloji geliştikçe işin şekli de değişti! Daha önce annelerimizin Ayy evde kaldı bu kız biriyle tanıştıralım bunu! diye dertlere düşüp çöpçatanlığa kalkışmasına olabilecek bütün kaprisleri yaparken adı ‘Matchmaker’ yani bildiğin ‘çöpçatan’ olan sitelere üye olup tanımadığımız bilmediğimiz birileriyle görücü usulü tanışmaktan geri kalmıyoruz… Eskiden yonca.com du işin adresi. Şimdi telefonlarımızdaki aplikasyonlara indirgendi Beyaz atlı prensi bulma rehberi. Hepsinde sadece bir app indirip basit bir üyelikle giriyorsunuz aday adaylarının radarına. Böylece sanal ortamda start alıyor herşey. Haa diyelim ki orada başlamadınız. Yine sanal sanal ilerliyor bir şekilde. Onunla tamamen tesadüfen tanıştım. Ne telefonunu aldım ne de irtibat kurabileceğim bir başka yol vardı. Sadece adını biliyordum. Twitterdan buldum. Ekledim. Sonra da mesajlaşmaya başladık. Böyle başladı herşey! Sonrası yine mesajlarla gelişiyor. Hiç etrafınıza baktınız mı? Bakıp da o taze aşk sırasında telefonuna gülümseyenleri gördünüz mü mesaj yazarken? Eh görmediyseniz dikkat edin. Oturur oturmaz önce telefonunu koyan masanın üzerine sonra da arkadaşını dinler gibi yapıp. Hıı hııı eee aaa diyerek 3 dakikada bir telefonunun ekranına bakan o kız. Bir dijital aşık işte. Hayattaki en büyük mutluluğum iphoneda karşı taraf birşeyler yazarken ekranda beliren 3 nokta… Hepimiz için öyle değil mi biraz. Whatsup ın yazıyor ibaresini de sevmiyor muyuz eş oranda. Yatarken mesajı duyabileceğimiz en yakın yere konan telefonlar da dijital aşkın flört evresini beslemek için. Bir romans yaşanıyor tabii ki bu mesajlaşmalarda. Ama zamane’kuralları çerçevesinde hepsi zip file- sıkıştırılmış olarak. Seni Çok Seviyorum yerine SÇS yazıyoruz mesela. Belki bir zamanların kitaplara filmlere konu olan aşkları kadar yoğun. Ama aynısının hızlandırılmışı çerçevesinde. Aynı şekilde sonlar da dijital bir tavır taşıyor artık. Bu ilişki yürümüyor! GÖNDER tuşu. Tıpkı bilgisayarımızda yanlış yazdığımız bir kelimeyi silerken ya da telefonumuzda istemediğimiz bir fotoğrafı yok ederken yaptığımız gibi SİL tuşuna basıveriyoruz ayrılıklarda da. Ya da birisi bizi siliveriyor aynı şekilde. Sms veya Whatzup ayrılıkları o kadar popüler ki. Peki neden mesaj? İnsanlar konuşa konuşa anlaşırken hepimizin ilişkiyi birkaç kelimelik mesajlara indirgemesi normal mi. Mesajların önemli bir özelliğimi var. Vicdan azabınımı ortadan kaldırıyor. Ayrılık mesajını yazan kişi kalbini kırdığı kişinin yüzüne bakmak zorunda kalmıyor. Bu da ayrılığın yükünü hızlı bir şekilde atıp yeni bir başlangıç yapmasını kolaylaştırıyor. İlişkide terk edilen tarafa gelince. Her ne kadar nahoş bir deneyim olsa da bu da normal bir ayrılığa göre daha hızlı bir iyileşme süreci oluşturuyor. Zira mesajın soğuk sertliği beklentinin daha hızlı tükenmesine ve kapanışın daha çabuk yapılmasına yardımcı oluyor. Kalın ciltli kitapların konusu olan aşk birkaç satırlık mesajlara indirgenmiş oluyor. Peki buradan nereye doğru ilerleyeceğiz. Aseksüelleşecekmiyiz. Yol orası mı. Yoksa aşk ister sayfalarca ister iki satırla yine hayatın merkezinde kalmaya devam edecek mi?