Kategori arşivi: Hüzün

36 Yıldır 17 Yaşında…

12 Eylül Askeri darbesinin ardından 17 yaşındayken yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren.

Son mektubu

“Sevgili annem, babam ve kardeşlerim

Sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. Ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemiz de olmadı. Zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık. (Bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. Ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var. Ancak olanak yok. Düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım. Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam, halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. Biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. Asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. Bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler.

Cezaevinde yapılan (neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım ya da meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu yapılanlar, başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur. Mesele benim açımdan kısaca böyle. Ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum.

Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. Ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar. Sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz. Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.

Devrimci selamlar, oğlunuz Erdal.”

Mekanın Cennet ‘ten başka biryer olmasın.

Çok uzun bir geceydi. Söndürdüğüm sigaranın hesabı yoktu o gece. Bu dünyadan göçüp gitmişti. Ağlamamın sonrasındaysa. Daha çok ağlamaya başladım. Ayrılmıştık. Yaratanla birlikteydi artık. Sevmişti. Biliyorum. Sevmenin ne demek olduğunu da bana öğretmişti. 

Hayat bana onunla 3 yıl yaşama imkanı verdiği için bonkör mü. Yoksa onu benden aldığı için zalim mi. Bilmiyorum. Özledim onu. Beni şimdi görüyorsa…  Beni görüyorsa oda benim için dua ediyordur… Hiç bir duamda eksik olmadın. Mekanın cennet olsun.

Değmedi..

Zianna Oliphant … O çocuğun mikrofonun başına geldiği ilk andan beri gülümsemesi gerekiyordu. Güç herhangi bir kişiye ait bir olgu değil. Güç tüm insanlar arasında paylaşılabilir birşey. Sürekli kendini geliştiren yenileyen insan ırkı bu konuda da kendini yenilemesi gerekiyor.

Bu çocuğun anne babasını kaybetmesi. Bunun karşılığı ne olabilir bu evrende? Birinin gözyaşlarını akıtmasının karşılığı ne olabilir? Siyah olduğu içinmi acı çekmesi gerekir? Kürt olduğu içinmi dışlanması gerekir? Yada müslüman olduğu içinmi terörist yobaz olarak görmeliyiz insanları? Hangi güç yada para bir kız çocuğunun yetim öksüz kalması için yeterli ?

Bu dünyada koca bir kıta açlığa terk edildi. Koca kıta işgencelerle, yağmalarla, sömürülerle yalnızlığa itildi. Bunları yapanlar şimdi hayatta değil. Değermiydi ?

Üzgünüz Antep. Acınızı paylaşamıyoruz.

Artık ölümleri kanıtsatmalarına müsaade etmeyin. Açın pencerelerinizi. Tepki verin. İster meydanlara inin. İster tencere tavayı birbirine vurun. Savaşların başlangıçlarından biride toplu ölümleri zulümleri cinayetleri normalleştirmektir. Toplumu alıştırmaktır. Türkiye halkına uygulanan bu değilmidir. İzin vermeyin. Tepki verin. Hesap sorun. Yargılayın. Sorumlulara cezalarını verin. Alışmayın artık bu cinayetlere sessiz kalmayın. Ölürsünüz. Sevdikleriniz ölür. Çocuklarınız, anneleriniz, helaliniz. Herkes ölür. Üzülürsünüz. Tepki verin artık.

Ne devlete nede insanlara boyun eğin. Kıpırdamıyorsanızda avazınızın çıktığı kadar bağırın. Ses telleriniz zarar görene kadar direnin. Hüzünlenin ama karamsar olmayın. Tepkisiz kalmayın. Sesizce bekleyince ne kendimizi bulabiliyoruz. Nede katledilen biz insanlara varabiliyoruz.

Tavuğun arzusu gelip domalırken, horoz başka bir tavuğa gömecek.

Birini hiç sevdiniz mi? Sevdiğinizi ve sevdiğiniz kişiyle de harika bir şekilde evlendiğinizi düşünelim. Birbirinize sımsıkı bağlı olduğunuzu kesinlikle ayrılmadığınızı düşünelim.  Her anınızı beraber geçirdiğinizi boş anlarınızınsa hiç olmadığınızı düşünelim.  Sonra bir anda da terk edildiğinizi… Ve yapayalnız kaldığınızı düşünelim. Bu olaylar size çok tanıdık geliyor değil mi. Bende sizin en yakın dostlarınızdan biri oluyum.  Ve o ağır geçen depresyonunuzla  sizi alıp bi dertleşmeye çıkalım.  Deniz kenarına gidelim ve o denizin hırçın dalgaları ruhunuzu coştursun.  Zaten kimseye bir şey anlatamıyorsunuz çok dolmuşsunuz.  Sadece bana güvenebiliyorsunuz.  O nasıl biriydi kardeşim.  Biraz anlatsana dediğimde.  Siz o kişiyi bir gün boyunca ayrıntılı bir şekilde anlatabilirsiniz değil mi. Tabiki anlatabilirsiniz. Çünkü seviyorsunuz. Sevdiğiniz için zaten çok iyi tanıyorsunuz. Çünkü biriyle ilişki tanımak, sevmek, muhabbet etmek olarak gerçekleşir değil mi.

En uzun yolculuk iki insanın arasındaki mesafedir derler.  Ben bu yolculuğu hiç bir zaman tamamlayamadım.  Ne ailemden nede arkadaş çevremden hiç kimseye ruhumu teslim edemedim. Güvendim mi? Sevdim mi? Bunu hiç kendime pazarlık konusu etmedim. Peki benim ortaya çıkardığım maddi yada manevi katma değerlere ne oldu? Bunu şimdi tam manaasıyla sorgulamaya başladım. Çok iyi bir eğitim-öğretim geçmişim yok. Fakat mükemmel bir şekilde yaptığım meseleye bağlı olduğumu düşünüyorum. Sınıfımın en iyisi olduğumu hiçte söylemekten geri kalmayacağım. Kazandığım paranın hiçbir zaman cimriliğini yapmadım. Buna karşılık hiç bir zaman bu mesafeyi tamamlayamadım.

En başta söylemiştim. Bir ilişki tanımak, sevmek, muhabbet etmek üzerine kuruludur. Peki yeterince muhabbet edemediyseniz nasıl olurda diyalogunuz ilişki yaftasının içine girer? Son iki yılda başımdan geçen olaylar beni daha bi yaşlandırdı. 16 yaşındayken lise çağımda bir bankaya bilgisayar ortamında girerek haksız bir şekilde telefonuma 100 Kontör yüklemiştim. Fakat suç suçtur. Miktarı nispeten önemli değildir. Suçumu hiç inkar etmedim. Savunmamda olayları ince ayrıntısına kadar anlatarak yaptığımı ve üzerime atılan suçlamaları kabul ettim. Cezasını 24 yaşında cezaevine girerek çektim.

Cezaevinden çıktıktan sonra hayli zor bir sürecin içinde buldum kendimi. Biraz agresif. Biraz umutsuz. Biraz sebepsiz…

Geçmişimde her ne kadar Allahın varlığını inkar etmiş olsam da şu anda Yüce Yaratıcının varlığına inanıyorum. 

Cezaevinden çıktıktan yaklaşık 1 ay sonra çocukluk aşkımın boşandığını öğreniyorum. Onu tanıyorum. Onu seviyorum. Geriye kalan sadece muhabbet.

İlk zamanlar sık sık buluşuyoruz. Ben ondan mı kaçıyorum kendimden mi bilmiyorum. Ben bir şeylerden kaçtıkça o üzerime geliyor. Geçen zamanın siniriyle birbirimize sürekli düşünerek ve gerçekten profesyonelce kelimeler seçip düşünmeye zorluyoruz. Bir oyun oynuyoruz.

Muhabbetimiz tekrar başlıyor ve ilişki düzeyine geçiyoruz. Onu tanıdığımı zannediyormuşum meğer. Aslında ben onun bedenini güzelliğini seviyormuşum. Beğendiğim o bedene de hayalimdeki ruhu koymuşum. Bunu da aşk sanmışım. Hiç tanıyamamış ve birçok şeyi görmezden gelmişim. Hayalimdeki ruhu en özenli çalışan bir yazılımcının kodladığı gibi bugsuz şekilde ona entegre etmişim.

Bir kızı olmuş. İlk gördüğümde hiçbir şey anlamıyorum. Zaman ilerledikçe çocukları özellikle bebekleri seven yapım olduğu için onunla vakit geçirmekten zevk alıyorum. Onunla oyunlar oynadıkça, ilgilendikçe oda beni çok seviyor.

Birbirimiz için yanlış kişiler oluğumuzu hiç düşünmedim. Aksine başkaları için yanlış kişilerdik. Bunu ben böyle düşünüyordum. O değil. Birlikte bunu düşünmüş olsaydık defalarca aldatılmazdım. Hele hele üzerime affedilen bir olayın açıklamasını yapacakken baştan sona anlatıp gösterip hak arayabilecekken aşağılık bir şekilde satılmazdım. Evet bu aralar çok aşağılık bir ithama maruz kaldım. Benden yardım isteyen aşağılık bir tanıdığıma yardıma giderek çok aşağılık bir duruma geldim. Ve hiç dinlenilmedim.

Dağıtacak her zaman sevgim vardı. Çevremde sevgimi almak isteyen kimseyi bulamadım. Evet bu bir aşk. Aşk karşı cins iki insanın arasındaki duygudan hariç, bir günahsız çocuğun günahkar anneyle olan ilişkisini de tanımlar diye düşündüm. Yada Tanrının yeryüzünü yaratırkenki inceliği. Bir komutanın size ölmeyi emrediyorum derkenki sahiplenişi de bir aşk değilmiydi? Yada bir gerillanın rüyasındaki umutsuz sevgisi…

Dağıtacak çok sevgim vardı. Her zaman havada kaldı benim. Şimdi heybemde benden başka bir şey yok. Şimdi ne olacak? Gün gelecek devran dönecek. Tavuğun arzusu gelip domalırken, horoz başka bir tavuğa gömecek.

Dinlenilmemiş olsam da, bir gün anlaşılmış olacağım. Aç kalın. Yardımsız kalın. Ümitsiz kalın. Her yeni güne, yeni dertlerle uyanın. Sonunuzun geldiği güne dek vicdanınızda benimle kalın. Hoşça kalmayın.