Kategori arşivi: Yaşam

Eskinin sonu, Hasene başlangış

Önemsemeyen. İlgilenmeyen. Yalan söyleyen. Her şey için bitmek tükenmez bahanesi olan. Sözünü tutmayan. Kısaca hiçbir zaman size sevgi belirtisi göstermeyen insanları beklemeyin. Dinlemeyin. Umut etmeyin. Ve kendince aklınızda bahaneler üreterek gidip yalvarmayın.

Yapmayın !!! Bir insan istiyorsa. Sevdiği, hoşlandığı ve veya kaybetmek istemediği, kaybetmekten korktuğu kişi için her şeyi yapar. Değer verdiğini gösterir. İstemiyorsa bahane aramayın. İyi günler dileyin ve yolunuza devam edin. Kimseyi davranışı için sorumlu tutmayın. Hiçbir yetişkin bireyin karakterini değiştiremezsiniz. Ya karakterlidir ya karaktersiz. Unutmayın !!! Herkes kendisinden sorumlu.

Galiba buna ihtiyacı olduğunu düşündüm :)

Başıma geldi bu. Gecenin saat dördünde acı acı çalan telefonu açtım. Numara bende kayıtlı değildi. Telefonun karşısındaki ağlamaklı ses “seni unutamadım, hala çok seviyorum bunu bil” diyordu. Sesi yabancı değildi ama tanıdık da değildi. Hüzünlü kadınların sesleri nedense hep aynı tınıyı veriyordu. Sustum, “orda mısın” dedi. Buradayım dedim. Nasıl olduğumu, görüşmeyeli neler yaptığımı sordu. Anlattım.

Evlendin mi? dedi tedirgin bir sesle. Hayır yalnızlığa alıştım dedim. Bir süre sustuk. Bana başka birinin adıyla hitap edince onu tanımadığımdan emin oldum ama konuşmaya devam ettim. Sanki bir zamanlar onu sevmişim gibi.

Kapatırken seni seviyorum dedi, “ben de”dedim. Neden bilmiyorum, galiba buna ihtiyacı olduğunu düşündüm. İç çekerek telefonu kapattı. sabaha kadar uyumadım.

Ekşisözlük / Gergin ATAMAN

Benim canım kasem :) Lanetli kase…

Ekşi sözlük yazarından;

zamanın birinde romantik bir jestin parçası olarak geldi evime. içerisindekiler bitince özenle yıkadım, içine ne koysam da geri versem diye düşünürken (zira eve gelen tabak çanak boş dönmezdi, türk olmak bunu gerektirirdi) annem alıp hunharca kullanmasın diye odama, çalışma masamın üzerine koydum. benim canım kasemdi, kıymetlimisdi.

önce babam dadandı kaseye. bu dedi neden burda duruyor dedi aldı mutfağa götürdü, geri getirdim (daha doğrusu getirdiğimi zannediyordum ama aslında kendi geliyormuş). o dedim bizim değil geri gidecek karışmasın diye ayırdım dedim bu sefer de tutturdu mustafanın kasesi bu ben bunu geri verecem diye. yav değil mustafanın rahat bırak kasemi falan dedim gitti bu. sonra temizliğe gelen abla ve annem dadandılar kaseye ama her seferinde geri getirdim (hala getirdim zannediyorum bak)

neyse uzatmayayım aradan baya güzel günler, o kadar da güzel olmayan günler ve bir takım ağlamalı kusmalı ayinli günler geçti ve kase artık sadece bir kaseydi, dolayısıyla içip içip küfrettiğim bir gün elimde yakacak fotoğraf falan olmadığı için kaseyi çöpe attım, ve sızdım.

sabah kase başımdaydı.

yorganı burnuma kadar çektim, vay babayın kemikleri şeklinde ilkel küfürler eşliğinde altıma sıçtım. meğer annem yanlışlıkla atıldı zannedip yıkayıp temizleyip koymuş geri yerine. yok anne dedim atıyorum bunu ben kase yok artık. attım geri.

ertesi gün kase mutfaktaydı.

yav dalga mı geçiyorsunuz attım işte koduğumun kasesini kim getiriyor bunu dedim ordan babam yarın bi gün barışırsınız geri verirsin diye şeyettim dedi. tamam kalsın aq da bok barışırız dedim (içimden), kaldı. biz tabi ki barışmadık ama kase de hep durdu bir kenarda.

aradan aylar geçti, bir ton şey yaşandı kase sahibiyle ve ben taşınırken, ev bomboşken geride sadece o kase kalmıştı, artık geride bırakma zamanı gelmişti çünkü kaseyi de sahibini de, kapıyı çekip çıktım.

ve siktiğimin kasesi yeni evde de belirdi.

anasını avradını siktiğimin 30 km yol katetmişti. evden eve nakliyatçılar evde bir şey unutulmasın diye kontrole gittiklerinde bulup getirmişler.

neyse dedim. olgun bir birey gibi koydum köşeye, anlamı yok zaten artık dedim. sıradan bir kase, dursun.

fakat kase sahibinin hamleleri bitmemişti, anılarımı dahi sikmenin bir yolunu bulmuştu. bir süre sonra ben kendimi tekrar depresyonda buldum ve terapimin bir parçası oladak kaseyi bahçeye gömdüm kardolarım. bildiğin toprak attım üstüne. ellerimle toprak attım. delirtti çünkü artık.

kase sadece dört gün sonra bahçivanın ellerindeydi.

secde ettim.
af diledim.
sekiz sezon supernatural izledim.
sonra aldım kaseyi karşıma konuştuk biraz. sorun neydi, neden böyle oldu. benim suçum yok aq manyağı ben kaseyim dedi, haklısın dedim.
en son aldım yıkadım allah affetsin kullanıyorum da artık. benim canım kasem.

Neremizle ne içiyoruz…

Defalarca söylemiştim. Hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor. Haklıydım. İnanmalıydım. İnsanlar aşık oluyor ve öldürüyor. Sonra uyumaya devam ediyorlar. Hayat buydu. Hiç bitmeyen bir yok olma enstrümanı. Hayat sürekli sarhoş takıldığınız bakımsız belediye parkıydı. Dünya sürekli midenize ağladığınız ve izleyeni çok az olan bir tiyatroydu. Bileti her zaman çok ucuzdu.

Sizler alkolü ağzınız lamı götünüzlemi içiyorsunuz bilmiyorum. Alkole para vermeyin. O parayı çocuk kitaplarına verin. Sizi nasıl gençleştirdiğini nasıl iyi hissettirdiğini göreceksiniz. Çocukluğunuzda kaybettiğiniz ve sürekli aklınıza gelen özgürlük hissini tekrar kazanacaksınız. Özgür olmaktan korkmayın. Büyümenin, bir adam yada kadınla sevişmenin sizin için önemini anlayabiliyorum elbette. Ama o çocuk kitaplarını okurken kendinizi bir ejderhanın boynunda gökyüzünün altını üstüne getirdiğinizde büyümenin çokta umur sanacak bir şey olmadığını göreceksiniz. Ejderhaları severim ben. Sıcak karakterlerdir. Sizi ürküttüyse Vecihi olun o zaman. Rengarenk ve önünde pervanesi olan absürt uçaklara binin.  Yada Nazımın dediği gibi yapın. Motorları maviliklere sürün.