Ruhumdan kovulmuş gibiyim.

Yaratıcıyı hiçbir zaman bulamayalım. Onun olup olmadığını bile bilmeyelim. Çünkü bende var olduğumu hissetmiyorum. Ruhumdan kovulmuş ve buruşturulup çöpe atılmış gibiyim. Benim bu hayatta işim ne ? Kalbimin merkezinde koca bir yorgunluk var. Hayallere ve inancıma çarpıp düştüm. Benimle birlikte doğan güneşte yere düştü.  Kendime baktığımda bir yabancıyım. Bir zamanlar sahip olduğum. Bir daha asla sahip olamayacağım her şey. Benim olmuş. Gelecekte benimle birlikte uyanmayacak şeyler. Ölü. Hayattayken başımı seven ölü. İsimlerini hatırladıkça ruhum üşüyor. Kalbinden kovulduğumu. Kendi karanlığımda yalnız kaldığımı. Kapalı kapıların ardında. Dilsiz duvarların karşısında. Ruhumun ağladığını hissediyorum. Onun en büyük üstünlüğü boş, kaypak ve profesyonelce orospu rolünü iyi oynuyor olmasıydı.

İyi geceler

Uzun zamandır kendimi dinlerken, bana eşlik edecek bir şarkı açmamıştım. Yeni fark ettim. Aşağıda şu an dinlediğim şarkıyı paylaşıyorum. Ruh halimi şu anda yansıtabilecek bir şarkı değil ama alternatifini de bulabilmiş değilim.

Her neyse. Ne durumda olursanız olun. Unutmayın ki tanrının evlatlarını sadece acılar olgunlaştırır. Olgun insanların mutlu olanları da, yaşamlarını kimseye emanet etmeyenlerdir. Kendim romantizmden yana olsam da, klasik tatlarda huzur buluyorum. Ve huzurumu bozan adi orospuyu  tekrar burada anarak ana avrat dümdüz gittiğimi belirtip iyi geceler diliyorum.

Gülümsemek zor olamaz.

Ben Mutluyum! Ne kadar ukala ve kendini beğenmiş bir kalıp olsa da inanılmaz derece mutluluk yüklüyor insana bu söz. Cümlenin içinde biraz da isyan var gibi. İnadına mutluyum dermiş gibi. Bir şarkı dinlerken sadece  sözleri tekrar etmek bile insana saçma bir mutluluk yüklüyor. Mutlu olmak bu kadar kolay aslında. Her şey ufacık bir tebessümle başlar. O tebessüm yüzünüze yansıdıktan sonra herşey çok daha kolay. Çok daha keyifli gelir.

Garip bir antipatim var hayatta mutsuzluğa karşı. Kendime mutsuz olmayı yakıştıramadığım gibi çevremde mutsuz insan görmeye de dayanamıyorum. Evet anlıyorum hayatta herşey toz pembe değil. Herkesin kafasına takabileceği sorun yaratabileceği bir sürü olay yaşanıyor günlük hayatın içinde. Ama hiçbir zaman görmedim surata yerleşen mutsuzluğun bu sorunlara çözüm olduğunu. O yüzden kabullenemiyorum insanların mutsuzluklarını.

Tebessüm en kolay yayılabilen şey  hayatta. Bir tebessüm edinin. Göreceksiniz nasıl da herşey birden bire değişecek. Çevrenizdeki insanların tavırları ifadeleri nasıl da tebessümle dolacak.

Söyledikçe gerçek olacak.
Ben mutluyum.

Tavuğun arzusu gelip domalırken, horoz başka bir tavuğa gömecek.

Birini hiç sevdiniz mi? Sevdiğinizi ve sevdiğiniz kişiyle de harika bir şekilde evlendiğinizi düşünelim. Birbirinize sımsıkı bağlı olduğunuzu kesinlikle ayrılmadığınızı düşünelim.  Her anınızı beraber geçirdiğinizi boş anlarınızınsa hiç olmadığınızı düşünelim.  Sonra bir anda da terk edildiğinizi… Ve yapayalnız kaldığınızı düşünelim. Bu olaylar size çok tanıdık geliyor değil mi. Bende sizin en yakın dostlarınızdan biri oluyum.  Ve o ağır geçen depresyonunuzla  sizi alıp bi dertleşmeye çıkalım.  Deniz kenarına gidelim ve o denizin hırçın dalgaları ruhunuzu coştursun.  Zaten kimseye bir şey anlatamıyorsunuz çok dolmuşsunuz.  Sadece bana güvenebiliyorsunuz.  O nasıl biriydi kardeşim.  Biraz anlatsana dediğimde.  Siz o kişiyi bir gün boyunca ayrıntılı bir şekilde anlatabilirsiniz değil mi. Tabiki anlatabilirsiniz. Çünkü seviyorsunuz. Sevdiğiniz için zaten çok iyi tanıyorsunuz. Çünkü biriyle ilişki tanımak, sevmek, muhabbet etmek olarak gerçekleşir değil mi.

En uzun yolculuk iki insanın arasındaki mesafedir derler.  Ben bu yolculuğu hiç bir zaman tamamlayamadım.  Ne ailemden nede arkadaş çevremden hiç kimseye ruhumu teslim edemedim. Güvendim mi? Sevdim mi? Bunu hiç kendime pazarlık konusu etmedim. Peki benim ortaya çıkardığım maddi yada manevi katma değerlere ne oldu? Bunu şimdi tam manaasıyla sorgulamaya başladım. Çok iyi bir eğitim-öğretim geçmişim yok. Fakat mükemmel bir şekilde yaptığım meseleye bağlı olduğumu düşünüyorum. Sınıfımın en iyisi olduğumu hiçte söylemekten geri kalmayacağım. Kazandığım paranın hiçbir zaman cimriliğini yapmadım. Buna karşılık hiç bir zaman bu mesafeyi tamamlayamadım.

En başta söylemiştim. Bir ilişki tanımak, sevmek, muhabbet etmek üzerine kuruludur. Peki yeterince muhabbet edemediyseniz nasıl olurda diyalogunuz ilişki yaftasının içine girer? Son iki yılda başımdan geçen olaylar beni daha bi yaşlandırdı. 16 yaşındayken lise çağımda bir bankaya bilgisayar ortamında girerek haksız bir şekilde telefonuma 100 Kontör yüklemiştim. Fakat suç suçtur. Miktarı nispeten önemli değildir. Suçumu hiç inkar etmedim. Savunmamda olayları ince ayrıntısına kadar anlatarak yaptığımı ve üzerime atılan suçlamaları kabul ettim. Cezasını 24 yaşında cezaevine girerek çektim.

Cezaevinden çıktıktan sonra hayli zor bir sürecin içinde buldum kendimi. Biraz agresif. Biraz umutsuz. Biraz sebepsiz…

Geçmişimde her ne kadar Allahın varlığını inkar etmiş olsam da şu anda Yüce Yaratıcının varlığına inanıyorum. 

Cezaevinden çıktıktan yaklaşık 1 ay sonra çocukluk aşkımın boşandığını öğreniyorum. Onu tanıyorum. Onu seviyorum. Geriye kalan sadece muhabbet.

İlk zamanlar sık sık buluşuyoruz. Ben ondan mı kaçıyorum kendimden mi bilmiyorum. Ben bir şeylerden kaçtıkça o üzerime geliyor. Geçen zamanın siniriyle birbirimize sürekli düşünerek ve gerçekten profesyonelce kelimeler seçip düşünmeye zorluyoruz. Bir oyun oynuyoruz.

Muhabbetimiz tekrar başlıyor ve ilişki düzeyine geçiyoruz. Onu tanıdığımı zannediyormuşum meğer. Aslında ben onun bedenini güzelliğini seviyormuşum. Beğendiğim o bedene de hayalimdeki ruhu koymuşum. Bunu da aşk sanmışım. Hiç tanıyamamış ve birçok şeyi görmezden gelmişim. Hayalimdeki ruhu en özenli çalışan bir yazılımcının kodladığı gibi bugsuz şekilde ona entegre etmişim.

Bir kızı olmuş. İlk gördüğümde hiçbir şey anlamıyorum. Zaman ilerledikçe çocukları özellikle bebekleri seven yapım olduğu için onunla vakit geçirmekten zevk alıyorum. Onunla oyunlar oynadıkça, ilgilendikçe oda beni çok seviyor.

Birbirimiz için yanlış kişiler oluğumuzu hiç düşünmedim. Aksine başkaları için yanlış kişilerdik. Bunu ben böyle düşünüyordum. O değil. Birlikte bunu düşünmüş olsaydık defalarca aldatılmazdım. Hele hele üzerime affedilen bir olayın açıklamasını yapacakken baştan sona anlatıp gösterip hak arayabilecekken aşağılık bir şekilde satılmazdım. Evet bu aralar çok aşağılık bir ithama maruz kaldım. Benden yardım isteyen aşağılık bir tanıdığıma yardıma giderek çok aşağılık bir duruma geldim. Ve hiç dinlenilmedim.

Dağıtacak her zaman sevgim vardı. Çevremde sevgimi almak isteyen kimseyi bulamadım. Evet bu bir aşk. Aşk karşı cins iki insanın arasındaki duygudan hariç, bir günahsız çocuğun günahkar anneyle olan ilişkisini de tanımlar diye düşündüm. Yada Tanrının yeryüzünü yaratırkenki inceliği. Bir komutanın size ölmeyi emrediyorum derkenki sahiplenişi de bir aşk değilmiydi? Yada bir gerillanın rüyasındaki umutsuz sevgisi…

Dağıtacak çok sevgim vardı. Her zaman havada kaldı benim. Şimdi heybemde benden başka bir şey yok. Şimdi ne olacak? Gün gelecek devran dönecek. Tavuğun arzusu gelip domalırken, horoz başka bir tavuğa gömecek.

Dinlenilmemiş olsam da, bir gün anlaşılmış olacağım. Aç kalın. Yardımsız kalın. Ümitsiz kalın. Her yeni güne, yeni dertlerle uyanın. Sonunuzun geldiği güne dek vicdanınızda benimle kalın. Hoşça kalmayın.

Hayat bize ne verdi..

Hayat bize ne verdi..

Yapacak duyacak görecek hiçbir şey yoktu. Her yerde ve sürekli hiçlikle çevriliydi insan. Boyuttan ve zamandan tümüyle yoksun boşlukla. Bir aşağı bir yukarı yürürdü insan. Düşünceleri de onunla birlikte bir aşağı bir yukarı bir aşağı bir yukarı yürüyüp dururdu. Ama ne kadar soyut görünürlerse görünsünler. Düşünceler de bir dayanak noktasına gereksinim duyarlar. Yoksa kendi çevrelerinde anlamsızca dönmeye başlarlar. Onlar da hiçliğe katlanamaz. İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler bekler bekler şakakları zonklayana dek düşünür düşünür düşünür. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız. Yalnız.

Nerdesin lan karı :))

Nerdesin lan karı :))

Merhaba sevgilim. Özledim. Ne zaman geleceksin. Tahminimce ben benden vazgeçmeden hayatıma giriceksin. Eskisi kadar hevesli değilim artık. Belki uzunca süredir karşılaşmadığımızdandır ama eski ateşime yeniden döndürebilirsin beni. Birbirimize gerçekten aşık olduğumuzu ve dünyadaki en güzel şeyleri oluşturup yaşayacağımızı umut ederek sana birkaç şey söylemek istiyorum. Sen o mükemmel kadınım yada nam-ı diğer aşk parçam olacaksın. Ama sevgili, Sabahları erken kalkmayı sevmem. Kalksam bile yatakta vakit geçirmeyi severim ben. Yatağın o sıcaklığını hissetmek için. Aceleyle yataktan kalkmayalım. Kalktık diyelim hemen kahvaltı yapmayalım. Birşeyler içelim önce sonra ben sana kahvaltı hazırlamakta yardım ederim. Arkadaşlarıma ön yargılı yaklaşma. Kırosu da var enteli de açık sözlüsü de var utangacı da. Onlara bir şans ver. Hepsinin tek bir ortak noktası olduğunu bilmeni isterim. Onlar güzel insanlar. Onlarla iyi geçinmen beni mutlu edicek. Bende seninkilere çok yakın olucam. Kıskanalım birbirimizi ama güvenelim çokça. Bilmeden küçük kavgalar yapalım. Kıyafetlerim, davranışlarım yada resimlerim kavga sebebi olsun. Ben seni mutsuz edecek şeylerden kaçınırım zaten. Bu yüzden kıskanma beni zincirleme. Hem kavga ettiğimizde barışmak için seni zorla öpebilirim, haberin olsun. Sıkılmayalım biz. Tazecik kalalım. Beni bir şeye doğru ateşle. Yaratmamı çabalamamı sağla. Yaptığım bir işte, senden bir parça olsun. Beraber yapalım. Hayaller kur. Küçük büyük olsun ama listeye yazman gerek. Bana yapamayacağın şeyler vaat etme. Ama yapamayacağın şeyleri anlat. Çocukları sev çok çocuk yapalım diye tutturma kitapları sev hatta duvarlara şiirler yazalım. Denizi sev lütfen denize girmeyi de sev. Ama sen henüz bu değilsen. Acele etme sevgilim. Öylece kal ben hazırım dediğinde gel. En doğru zamanda en doğru yerde en doğru kişilikte gel. Ama şunu bilki seni çok özledim. Seni hasretle öperim şimdiden. Geldiğinde başka şeylerde yaparız.

Özgürce sevişmek varken devlet kontrolünde sevişmek ve niçin evlenmek ister insan?

Özgürce sevişmek varken devlet kontrolünde sevişmek ve niçin evlenmek ister insan?

Aslında bu soruyu tek bir cümleyle de yanıtlamak mümkün. Doğal olmayan şeyleri sevmiyorum. Yine de bu yetersiz kalıyor. Çünkü şu an bu yazıyı yazdığım bilgisayar üzerime giydiğim giysiler hatta yediğim yemekler bile doğal değil. Çıplak gezip bilgisayar kullanmamayı tercih ederdim aslında ama bunlara cesaretim yok. Düzene ayak uydurmaya itiraz etmeye cesaretim var. Çünkü beni bu belki de en kötü etkileyecek olanlardan biri. Bunu kabullenmek pes etmek gibi… Giyinip gezmekten kat kat büyük. Seçeceğim mesleğe arkadaşlarıma konuşma tarzıma hemen her şeye karışıverip kendisini doğalmış gibi tanıtan insanların doğal olmadıklarının farkındayım. Farkında olmayan var mı? Evlenmemiz istenir. Çünkü sevgilerin birilerinin gözünde değeri yoktur. Düzen düzen düzen diye kudururlar bu insanlar. Düzen iyidir. Ne zaman ne yapıp ne yapamayacağını kestirmek sınırları çizilmiş bir dünyada yaşamak birilerinin işine gelir. Sıklıkla hatırladığımız en az 3 çocuk tavsiyesi bunun örneğidir. Buradan yola çıkarak neden evlenmemiz istendiğini kolaylıkla anlayabiliriz. Bu tip bir tavsiye veren kişi kendisinin sözünü dinleyen daha fazla insan üretmek için kullanır aileleri. Böylece kendisini destekleyen daha fazla insan elde edilmiş olur. Evlenmek için neler gerekir. Sevgi mi. Çevrenizde kaç kişi sevdiği kişiyle evleniyor. Bunca insanın hep birlikte yaşamak istediği insanı ortalama 20-25 yaşında bulabiliyor olması hiç mümkün gelmiyor bana. Bu mucizevi durumun erkekler için askerden gelince kadınlar ve erkekler içinse genellikle okul bittikten sonra olması da bir tesadüf olamaz herhalde. Maddi olarak bakıldığında da evlenen kişilerin durumlarının bu kadar paralelliğini de yapay bulmaktan kendimi alamıyorum. Bir de üstüne belediye başkanın bana verdiği yetki… ve evlenmenizde hiçbir sakınca görülmemiştir lafları var ki insan şaşırıp kalıyor. Çocukken yaptığım gibi kulaklarımı kapatıp aoaoaoaoao diye bağırarak koşmak istiyorum. Tüm bu garipliklere rağmen evliliğin hala normal görülmesi hayret verici. Evlilik kesinlikle Büyük bir trajedi. Aşkımızı bile kendine bağlamak isteyen bir güç var. Yo öyle ruhani bir güç değil. Göz önünde utanmazca hayatlarımıza aşklarımıza amlarımıza siklerimize burnunu sokma hakkını gören bir güç bu. Düğünle dernekle gücünü herkese göstermemizi isteyip bakın nasıl da sözüme geldiniz diyip bizi süslü püslü bebeklere çevirip göbek attıran bir güç. Tıpkı okullardan mezun olunca istediğim gibi eğitildiniz kutlaması yaptığı gibi. Birey olmamız değil rollerimizi iyice öğrenmemiz için çok ideal bir ortamdır aile evleri. Aile dendiğinde insanların aklına çocuk geliyor. Bu bahsettiğim gücün insanları insan üreticisinden olarak görmesi diye değerlendiriyorum. İnsanlar birey değil. Aileler sevgi üzerine kurulmuyor. Yaşlanınca yalnız kalmama isteği ile evlenmekten bahsedenler feci şekilde kendini kandırıyor. Birbirini seven iyi anlaşan birlikte yaşamaktan keyif alan iki insanın beraber yaşlanması için imzaya niçin gerek var? İkili insan ilişkilerini şirket ortaklığı yaparcasına imza atarak sabitlemek niçin gerekli? Birlikte yaşayabilmek için evlenmek gerekli değil. Çocuk yapmak için imza atmanız da hiç gerekli değil. Evlenmenin tersi sevgisizlik yalnızlık değildir. Hayatımızın sonuna kadar aynı kişiyi sevemeyeceğimiz anlamına gelmez evlenmemek. Aynı kişiyi ömür boyu ya da bir süre sevebiliriz ve bunun için bir yerlerden izin belgesi almamıza gerek olduğuna böyle körü körüne inanmak gerçekten şaşırtıyor. Hele bundan hiç rahatsız olmamak… Hatta evlenmemişliği kusur olarak görmek… Evlilik kurumlarında kadınlara kadınlık erkeklere erkeklik öğretilir. Siz aile hayatı yaşadığınızı sanırken birileri gelip sizin kişiliğinize kimliğinize hislerinize zevklerinize tecavüz eder. Sevgimi birilerinin sakınca görüp görmemesine bağlı olarak yaşamak istemiyorum.