Kategori arşivi: Genel

Öğrendim.

O kadar karışık. O kadar dolu ki. Ne anlatsam elimde bardağın kırılmış taneleri kalır. Ne söylersem ne anlatırsam anlatayım anlamsız kalacağını hissediyorum. Kaldık bir boşluğun içinde… Garip ve bazen beni içine çeken bir şeymiş gibi hissediyorum. Deniz gibi. Ne kadar çırpınırsam çırpanıyım su içine çekip alıp götürüyor beni. Nereye götürdüğünü söylemiyor. Nereye götüreceğini hiç bilemiyorum. Ve nefes almak zorunda olduğumu hissediyorum. Ve denizin ücra da olsa bir kıyısına vurmayı bekliyorum… Yorgun. Dağılmış.

Acı duyum gün be gün beni eritiyor. Her sabah uyandığımda yeni dertler yükleniyor benliğime. Dayanılmaz bir acı hissediyorum. Ağlamak istiyorum. Ağlayıp gözlerimden akıtmak acılarımı. İçime akıtıyorum. Her sabah hayat bir kez daha gösteriyor gülmeyen yüzünü. Hayat… Düşürüyor. Boğuyor. Yakıyor. Yıkıyor. Acıtıyor. Tüm bunlara rağmen çok daha güçlenerek yatağımdan kalkıyorum. Belki de gücüm tükeniyor. Bilemiyorum. Güçlü olmak zorundayım. Bu hayat güçsüzler için daha fazla acı…

Kararlıysanız ve kararınızın arkasında durabilirseniz vazgeçmek çok cesur bir eylem. Ben cesur biri değilim. Ben kararlı biri değilim. Ben istikrarlı biri değilim. Ben dönüp baktığımda bir boşluğu sevmişim. Yıllar sonra fark ettim. Gitmek gerekiyormuş. Vazgeçmek gerekiyormuş. Benimde gücümün yetmediği yerler oluyormuş… Sabretmek. Mücadele etmek. Beklemek. Bunlar hep bir yere kadarmış. Öğrendim… Acı şeylerle öğrendim. Hayatımın temellerini etkileyecek şeylerle öğrendim. Ama… Öğrendim…

Bağışlamak kulun haddi değilmiş… Namert insan bağışlandıkça güçlenip her defasında daha hırsla vururmuş… Annenden emdiğin süte ihanet ettin. Babandan içtiğin suya ihanet ettin. Kocandan yediğin ekmeğe ihanet ettin. Bana ihanet etmedin. Evladına ihanet ettin. Bir zamanların namuslu kadını… Dostluğumuz bitti. Kardeşliğimiz bitti. Yoldaşlığımız bitti. Bütün hikaye bitti. Artık biz hiç karşılaşmadık. Sanki her şey rüyaydı. Keşke ihanet etmeseydinde zihnimde sadık onurlu kadın olarak kalsaydın. Affetmek yokmuş bu sefil dünyada. Af ahiretteymiş… Affeden. Aciz hale getirilirmiş. Hiç edilirmiş…

Yalnızlık nedir ?

Yalnızlık… Allah ‘a mı mahsustur sadece ? Tanrı dan bir parça olduğu için mi insan yalnızlıkla huzura kavuşur ? Ya da Tanrı yalnız olana dahamı yakındır ? Yoksa yalnızlık insanı tanrı mı yapar ?

Onu bunu bilmiyorum da. Ben yalnızlığa alıştım. Seviyorum diyen insan yalan söylüyordur. Daha doğrusu yalnız kalmaya pek fırsatı yoktur. Gerçekten yalnız kalında. Görün bakalım ne kadar seviyorsunuz…

Mücadele etmek…

Tüm hikaye bunu idrak etmemle başladı. Bu lanet kozmos da hersey güzel fakat bazı şeyler diğerlerinden daha güzel. Gündelik hayatın gereksinimlerinden uzak. Günümüz ideolojilerinden muaf. Başka dertlerim olsun istiyorum. Türlü türlü hikayelerim. Mücadele gücümü her günümün ertesi daha bi kaybediyorum. Sessizlik içinde vakur kaderimi bekliyorum. Ruhum bedenimden tamamen ellerini ayaklarını çekmezden evvel…

Yapacağım şeyler kendime son bi saygı duruşu benimkisi. Çünkü bitiyorum. Biteceğim… Bitmek üzereyim. Globalleşen dünyanın yeniden dönüşümünün arefesinde kendime yaptığım son bi suni teneffüs bu. 

Çocukluğumdaki masumiyet… dinlediğim hikayeler. Kulağımdaki melodiler. Anlamlandırdıklarıma fazla ağır geliyor. Artık bir selam yetiyor aşkı başlatmaya. Yada başka bir selam yetebiliyor bir aşkın bitirilip başka bir aşkın başlamasına…

Kendi ayaklarının üzerinde durmak… Bir nevi yalnızlaşmak olarak kutsallaştırılıyor. Kimsenin kimseye ihtiyacı yokmuş gibi davranılıyor. Aşk gündelik bi hobiye dönüştürülüyor. Hasrete yer bırakılmıyor. Hasret çekmeyene bi anlam ifade etmiyor.

Hayatlarımızı digital bir selam şekillendiriyor. Gereksinim duymadığımız her insan içimizde öldürülüyor. Yapay insanlar içimizde doğuyor ve dudaklarımızı okşuyor.

Bende seni seviyorum. Bunu ilk duyduğumuzda yaşadığımız boşluk duygusu… O ana kadar tatmadığın o özlemi dijital bir merhaba doldurabilirmi… Bir ihtimal de olsa hayatımızın rotasını değiştirebilirmi ? Arzularımızı. Amaçlarımızı. Önceliklerimizi. Kendimizi sorgulatabilirmi ?

Sanki böyle bir ihtimal var… Gönlümün derinliklerinde. Çok derinlerde birşeyleri sızlatıyor… Bu sızı birilerine umutmu… 

Ben öğretmen değilim. Hakim değilim. Burda bunları yazdıklarıma bakmayın. Ben yazar hiç değilim. İlkokul mezunu biriyim. Benim kendimle derdim platonik bir aşk ilişkisi. Kapitalist düzende mücadele ilişkisi…

Önemli bir amaç için gelmedim bu dünyaya. Gündelik sorunlardan uzak. Mağrurda olsa bir köşede durmak istiyorum. Ama onurlu. Kimsenin onurumu derdest etmesine müsade etmeyerek.

Günaydın :)

Günaydın emre. Sen ki ne zor zamanlar aşıp bu güne kimselerin desteği olmadan yalnız başına gelmiş bir insansın. İhanet edenlerin oldu. Çelmeyi takanların. Yolda yolunu kaybedenlerin… İşte bu noktadan sonra da ölüm haricinde hiç bir dünyevi durum seni sarsamaz ve sarsmamalı. Yalnız yürüdün yalnız başardın. Yaşadığın her ne olumsuz bir şey varsada senin zırhını delip içeri giremez.

Seni sevmek..

Gelecek için savaşmayı göze almış. Herkesten farklı bir yaşama sahip. Ölümü cennetteki şarap akan ırmaktan kadehlenmek için bekleyen düello ustası gibiyim… Ve bir baba. Güzelliğin gözlerim için en büyük ödül. Sesin kulaklarıma huzur. Küçük ellerin ellerime en yüksek dağları aşıp gelmiş bir tanrı misafiri. Seni sevmekse adaletin sağlandığı şeriat zamanlarındaki gibi hissedilen bir gurur. Seni çok seviyorum. Canım. Kızım.. Yalnızlığımın çaresi.

Kızıma..

Ağırlaşıyor bedenim.
Hiç istemeyerek düşüyor titreşimim.
Soğuk. Heryer çok soğuk.
Alınırken elimden özgürlüğüm.
Yorgunum. Çok yorgunum.
Açılıyor yavaş yavaş gözlerim.
Görmemeye odaklı…
Başımda dayanılmaz bir ağrı.
Birde kızım ağlamaklı…
Bembeyaz bir odada.
Hemşireler gelip giderken komadayım.
Yatıyorum sanki hapishanede.
Reddediyor şuurum.
Yargısız infazdayım.
Doktor konuşuyor kızımla.
Teşhisi aşırı bilinç zehirlenmesi…
Tarif etmek yok yaşadıklarımı.
Biliyorum artık tüm benliğimle yalnız olmadığımı.
Sever oldum birden.
Yaşamı, evreni, insanları…
Ey seslenirken kendime.
Sırlar…
Kalbimde gömülsün sözcükler…
Yetersiz ölüm…
Her şey senin ile ilgili…
Çokluk damlasında ayrıyız.
2015..2020 İki kirpik arası mesafe.
Birlik okyanusunda tek…
Zamandan bir tiksinti…
Git kızım. Benim son aşkım…
Seninde hakkın vardı bir şiirde yer bulmaya 🙂
Seninde hakkın var aşkı yaşamaya.
El ele tutuş bırakma.
Vaar edin birbirinize cenneti…
Bitti dediğiniz her anda,
Tek sözcük diriltebilir sizi.
Reenkarnasyon sözcükler…
Sözcükler yok olsa,
Nasıl kekeler aşklar.
Nasıl kekeler heceler.
Uyur gezer buluşun atlaslarda.
Şizofren atların çektiği faytonlarla.
Aşkınızın ikonik kolyelerini,
Ne zaman isterseniz
O zaman geçirin boyunlarınıza…
Tıkırdayan saat, şimdi sizin saatiniz
Sessiz…
Doğacak olan artık sizin güneşiniz…
Eski soframın kabak çiçeği…
Ruhumun ağlaması..
Bedenimin baştan aşşağı yarası.
Yitinmişken bulmuştum seni.
Çocukluğumdaki güveni.

Ödün

Kendi doğrularımızı elbette kabul etmeyen insanlar olacaktır. Bizim doğrularımızı öcü olarak gösterip ayyuka çıkarmak isteyenlerde olacaktır. İşte o zaman sevdiğinizin en kötüsü siz olacaksınız. Başkalarına her türlü yanlışı yapabilirsiniz arkadaşlar. Ama kendinize yanlış yapmayın. O yanlışı asla kabul edemezsiniz. Kendinizden şaşmayın. Doğrularınızdan şaşmayın. Birisinin ne yazıkkisi olabilirsiniz sorun değil. Ama önce. Önce kendinizin iyikisi olun. Olmaya çalışın. En fazla pişman olursunuz. Ama pişkin olmayın. Mutlu olmak istiyorsanız. Önce ben deyin. Rica ile minnet ile ısrarla bu işler olmuyor.

Rüzgara karşı işeyen kovboy :)

Yalnızlıklara karışılmaz. O tek başınadır. Yalnız yalnızca yalnız bir kavramdır. Küçük bir çocukken dahi tüm herkes birlikte oynarken yalnız olan o kişi bir köşede sessizce oturup diğerlerini izler. Sık sık kendini keşfeder. Kendi kurduğu o müthiş hayal dünyasına sığınır. Büyüdüğünde sosyalleşemez. İnsanlarla kaynaşamaz. İnsanlara katılsada bir yanı tam olarakta orada değildir. O yalnızlığın kendisidir.

Yalnızlık o kişi için özlenilen yerdir. Tıpkı nefes egzersizi yapabileceği bi nefes odasıdır. Arada bir uğrar. Yapmacık, yalanları gördükçe yalnızlığını özler. Birilerinin varlığıyla geçmez. Birilerinin yalandan seni seviyorumuyla geçmez.

Bu durum yalnız olan kişinin daha küçük yaşlarda. Belkide bilinçsizce kendisini korumak için geliştirdiği bir kalkandır. Kalabalığa katılıp darbe yemektense. Ki her insan potansiyel olarak bi darbedir, kendi temiz dünyasında küçük bir prens gibi oradan izleyerek acısız bir şekilde zamanını geçirir. Ne zamana kadar mı ? Birini sevip o steril nefes odasından çıkana kadar 🙂