Kategori arşivi: Hayat

Zaman ?

Zaman nedir ki ? Zaman bana şunu yaptı. Zaman bana bunu yaptı. Zaman acımasız davrandı. Peki ya zamanın getirdikleri ? Bizden aldığı her şeyin yerine bize başka bir şey bırakıp gidiyor bizlerden. Ben çok kez denedim benden alıp götürdükleri şeyler için direnebilmeyi. Artık fark ettim. Karşı koyamıyorum. Ben artık zamana karşı… Ona karşı orta parmaklarımı kaldırıp şöyle söylemek istiyorum. İstediğin herkesi her şeyi alabilirsin benden. Ama aldığın her şey için bir şey bırakacaksın.

Özgürce sevişmek varken devlet kontrolünde sevişmek ve niçin evlenmek ister insan?

Özgürce sevişmek varken devlet kontrolünde sevişmek ve niçin evlenmek ister insan?

Aslında bu soruyu tek bir cümleyle de yanıtlamak mümkün. Doğal olmayan şeyleri sevmiyorum. Yine de bu yetersiz kalıyor. Çünkü şu an bu yazıyı yazdığım bilgisayar üzerime giydiğim giysiler hatta yediğim yemekler bile doğal değil. Çıplak gezip bilgisayar kullanmamayı tercih ederdim aslında ama bunlara cesaretim yok. Düzene ayak uydurmaya itiraz etmeye cesaretim var. Çünkü beni bu belki de en kötü etkileyecek olanlardan biri. Bunu kabullenmek pes etmek gibi… Giyinip gezmekten kat kat büyük. Seçeceğim mesleğe arkadaşlarıma konuşma tarzıma hemen her şeye karışıverip kendisini doğalmış gibi tanıtan insanların doğal olmadıklarının farkındayım. Farkında olmayan var mı? Evlenmemiz istenir. Çünkü sevgilerin birilerinin gözünde değeri yoktur. Düzen düzen düzen diye kudururlar bu insanlar. Düzen iyidir. Ne zaman ne yapıp ne yapamayacağını kestirmek sınırları çizilmiş bir dünyada yaşamak birilerinin işine gelir. Sıklıkla hatırladığımız en az 3 çocuk tavsiyesi bunun örneğidir. Buradan yola çıkarak neden evlenmemiz istendiğini kolaylıkla anlayabiliriz. Bu tip bir tavsiye veren kişi kendisinin sözünü dinleyen daha fazla insan üretmek için kullanır aileleri. Böylece kendisini destekleyen daha fazla insan elde edilmiş olur. Evlenmek için neler gerekir. Sevgi mi. Çevrenizde kaç kişi sevdiği kişiyle evleniyor. Bunca insanın hep birlikte yaşamak istediği insanı ortalama 20-25 yaşında bulabiliyor olması hiç mümkün gelmiyor bana. Bu mucizevi durumun erkekler için askerden gelince kadınlar ve erkekler içinse genellikle okul bittikten sonra olması da bir tesadüf olamaz herhalde. Maddi olarak bakıldığında da evlenen kişilerin durumlarının bu kadar paralelliğini de yapay bulmaktan kendimi alamıyorum. Bir de üstüne belediye başkanın bana verdiği yetki… ve evlenmenizde hiçbir sakınca görülmemiştir lafları var ki insan şaşırıp kalıyor. Çocukken yaptığım gibi kulaklarımı kapatıp aoaoaoaoao diye bağırarak koşmak istiyorum. Tüm bu garipliklere rağmen evliliğin hala normal görülmesi hayret verici. Evlilik kesinlikle Büyük bir trajedi. Aşkımızı bile kendine bağlamak isteyen bir güç var. Yo öyle ruhani bir güç değil. Göz önünde utanmazca hayatlarımıza aşklarımıza amlarımıza siklerimize burnunu sokma hakkını gören bir güç bu. Düğünle dernekle gücünü herkese göstermemizi isteyip bakın nasıl da sözüme geldiniz diyip bizi süslü püslü bebeklere çevirip göbek attıran bir güç. Tıpkı okullardan mezun olunca istediğim gibi eğitildiniz kutlaması yaptığı gibi. Birey olmamız değil rollerimizi iyice öğrenmemiz için çok ideal bir ortamdır aile evleri. Aile dendiğinde insanların aklına çocuk geliyor. Bu bahsettiğim gücün insanları insan üreticisinden olarak görmesi diye değerlendiriyorum. İnsanlar birey değil. Aileler sevgi üzerine kurulmuyor. Yaşlanınca yalnız kalmama isteği ile evlenmekten bahsedenler feci şekilde kendini kandırıyor. Birbirini seven iyi anlaşan birlikte yaşamaktan keyif alan iki insanın beraber yaşlanması için imzaya niçin gerek var? İkili insan ilişkilerini şirket ortaklığı yaparcasına imza atarak sabitlemek niçin gerekli? Birlikte yaşayabilmek için evlenmek gerekli değil. Çocuk yapmak için imza atmanız da hiç gerekli değil. Evlenmenin tersi sevgisizlik yalnızlık değildir. Hayatımızın sonuna kadar aynı kişiyi sevemeyeceğimiz anlamına gelmez evlenmemek. Aynı kişiyi ömür boyu ya da bir süre sevebiliriz ve bunun için bir yerlerden izin belgesi almamıza gerek olduğuna böyle körü körüne inanmak gerçekten şaşırtıyor. Hele bundan hiç rahatsız olmamak… Hatta evlenmemişliği kusur olarak görmek… Evlilik kurumlarında kadınlara kadınlık erkeklere erkeklik öğretilir. Siz aile hayatı yaşadığınızı sanırken birileri gelip sizin kişiliğinize kimliğinize hislerinize zevklerinize tecavüz eder. Sevgimi birilerinin sakınca görüp görmemesine bağlı olarak yaşamak istemiyorum.

Ne kadar bir süre ?

Ne kadar bir süre ?

İlişkimize bir süre ara verelim cümlesinin tercümesi, Senden iyisini bulursam ne ala. Bulamazsam sana geri dönerim “dir. Cemal SÜREYA

Kendinizden veyahut çevrenizden duyup tecrübe edindiğiniz Saçma ayrılık bahanelerini bildirirseniz sevinirim.

En nihayetinde aşk bir gerçektir.Sevmeniz ve sevilmeniz dileğiyle. E. KÜÇÜKBAĞ

Hazır Levla da vazgeçmişken :)

Hazır Levla da vazgeçmişken 🙂

Kendimi büyük değişimlerden geçerken görüyorum. Daha fazla şeylerle ilgileniyorum. Kendimi zamansız addetmeyi severim. Sonuçta ne kadar zamandır hayatta olduğun yada kaç yaşında olduğun değildir önemli olan. Kaç Kilometre yol yaptığın. Gerisinin amısına koyayım… 🙂

Hayatımda bol sevgi bol para yeterli zaman ve sonsuz bilgi diliyorum…

Herzamanda olmazki Kavak Yelleri

Herzamanda olmazki Kavak Yelleri

Başımdan geçen birşeyi anlatmak istiyorum. 4.Levent metro çıkışına yakın bir büfeye çakmak almak için girdim. Geçmişte yaşanmamışlıklar varya başımda kavak yelleri… Zaman ise herzamanki gibi benim geleceğin en büyük zenginlerinden biri olmam için
geçiyor gibime geliyordu. Geliyordu ama ben işten çok, evleneceğim kız acaba ne yapıyor gibi aptalca düşünmeyi tercih ediyordum. Ama itiraf edeyim, etraftaki değişimleri, geleceğin büyük adamı gözüyle de izliyordum. Eh, gözleme yeteneğin olacak. Olacakta çevrendeki bayanları görüp şairlik taslamayacaksın, aşık olmayacaksın. Öyle şeymi olur? Neyse konu dağıldı. Büfeden içeri girip çakmağımı alırken buralarda kontörlü telefon olup olmadığını soran bir kız vardı. Büfede telefon olmadığını öğrenince oldukça üzüldüğünü gördüm. İçimdeki yardımseverlik duyguları kabardı. Belirtmeliyim ki genellikle güzel bayanlara karşı her zaman yardımseverimdir 🙂 Kıza dönerek “benim telefonumla arama yapabilirsiniz” dedim. “Ah çok teşekkürederim” dedi. Sadece gülümsedim. Sonra oradan beraberce konuşarak çıktık. Yolda adını söyledi, Gülcan mış. Neyse biz böylece tanışmış olduk. Tam oradan ayrılacakken metronun girişinde beni durdurdu ve çakmağımı istedi. Çakmağımı ona verdim. Sigarasını yaktı. Ve ilk dumanını yukarı gökyüzüne doğru salıverdi. Tekrar sohbete başlamıştık. Kız beni çok etkilemişti. Bir içim su derler ya öyleydi. Tabii, beni çok etkilediği içinde bana öyle gelmiş olabilir. Neyse… Bu yardım severliğimin karşılığında kız bana gülümsemeye başladı. Artık çok samimi olmuştuk. Olmuştuk olmasına ama kıza da tutulmuştum. Ne yapmalıydım… Düşünüyordum ama bir türlü de karar veremiyordum. Şimdi kıza arkadaşlık teklif etsem, yardım etmemin karşılığında ondan faydalanmak istediğimi düşünebilirdi. Çok düşündüm bir karar veremedim. En sonunda ondan telefon numarasını istedim. Numarasını verdi. Eve gittiğimde yazışmaya başladık. Müzikholde çalışıyormuş. O geceden sonra birdaha cevap vermedi. Şimdi ne yapıyor bilmiyorum. Çevremde çok pişkin, yüzsüz, her şeyi çok rahat ifade edebilen biri olarak görülmeme rağmen aslında sevdiğine karşı aşkını ve duygularını ifadeden bile çekinen utangaç yapıda biri olarak sevgimi yazı ile belirtme ihtiyacı duydum.
Sana olan sevgimi hoş karşılaman dileğiyle…

Seni tanımayan biri….

Yanındakine kadeh kaldırır aklındakine içersin.

Yanındakine kadeh kaldırır aklındakine içersin.

Tesadüf bir kadının ismidir. Ben Şeyma der, ben Gözde der ama asıl adı tesadüftür onun. O tesadüflerin bazılarından sonra, hayatının bir daha asla eskisi gibi olmayacağını fark etmek lazım tabi. Gülüşleri güzeldir tesadüflerin. Fena alıştırır. Bir gün bir bakmışsın, 7/24, aklın onda. Karşısında çıplak bırakır. Seni senden iyi bilir, sen anlamazsın. Sonrası ne mi? Densizlik edersin. Kaybedersin. Ondan sonra başkasına tesadüf bile diyemezsin.Yani ondan sonra ancak yanındakine kadeh kaldırır aklında kine içersin.

Tecavüz bu coğrafyanın kaderi.

Tecavüz bu coğrafyanın kaderi.

Türkiyede hergün 3 kadın cinayete kurban gidiyor. Hergün ortalama 22 tecavüz ve taciz olayı yaşanıyor. Hergün ortalama 4 işçi kapitalist sisteme kurban veriliyor ve onlarcası patronların uygulamadığı ve devletin denetlemediği iş güvenliği yüzünden yaralanıyor veya sakat kalıyor. Tabi bu resmi kayıtlara göre olan bir rakam.

Özgecan cinayetinin ardından toplum birden tecavüz ve kadına şiddeti tartışır oldu. Bende kısa bir araştırma yapmak istedim. Bulduğum örnekleri yazımın sonunda paylaştım. O kadar çok din adamı tecavüz olayına karışmış ki insan dinden soğur. İçlerinden biri var ki kendini savunması çok ilginç. İmam kardeşine tecavüz ediyor. Kardeşi ablasına konuyu anlatıyor ancak, Ablasının tepkisi bu konuyu kimseye anlatmaması gerektiği, eyer bu olay duyulursa abilerinin işinden olacağı telkiniyle sınırlı kalıyor. Daha sonra kardeşi abisi hakkında şikayetçi olduğu zaman, imam bütün suçlamaları kabul ediyor ve kendini savunmaya başlıyor; GÖREVİMİN OLUŞTURDUĞU BASKIDAN DOLAYI BU OLAYI GERÇEKLEŞTİRDİM

İnsan düşünmeye başlıyor. Tecavüzlerde dinin rolü varmı ?

İslamla tanışmamış ülkeleri düşünün. Tecavüz, taciz oranları islam ülkelerine oranla çok düşük. Siz şimdi diyeceksiniz ki İslam ile tanışmayan insanda namus bilinci varmı ki ? Elbette var. Avrupa ülkelerinde yaşayan insanlar tek eşli değiller mi? Onlarda eşlerini kıskanmazlarmı. Namus kavramı tüm insanlıkta olmaz olurmu. Ancak İslam dini kadını ikinci plana attığından ve erkekleri kadınların sahipleri olarak gördüğünden dolayı kadınlar her zaman şiddete maruz bırakıldı. Kadın hep hor görüldü aldatıldı, doğar doğmaz diri diri toprağa gömülerek katledildi. Erkek eve geldi önüne yemeyi koyuldu. İş hayatında birşeyler ters gidince erkek sinirlendi eve geldiğinde acısını eşinden çocuklarından çıkardı. Erkek yolun ortasında kadını bıçakladı. Erkek kadını öldüresiye dövdü ama kadının anne babası sahip çıkmadı. İşin sonu hep kocanın evine dönmelisin oldu.

Bu coğrafyanın insanları mahalle ve din baskısından dolayı, yüyıllarca süre gelen savaşların bitmemesinden dolayı birşeylere hep aç kaldı. Karınları aç bırakıldı. Gülmeye aç bırakıldı. Nefes almaya aç bırakıldı. Okuma yazmaya aç bırakıldı. Hatta yeri geldi İbadet etmeye dahi aç bırakıldı. Elbette bu coğrafyanın insanları cinsellik konusunda da aç kaldı. Bakire olmayan kadın gerdek gecesi kansız çarşaf sebebine babasının evine katliama gönderildi. Tabi bu çarşaf geleneğinin ne kadar namussuzluk olduğu ayrı bir tartışma konusu. Bu coğrafyanın insanları bakireliğe hep taptı. Kadının istekleri ayıp sayıldı. Erkeklerin istekleri hep utana sıkıla gizlice para karşılığında bastırtıldı. Onca yaşanan utanç tablolarında dinin rolü yokmuydu ?

*Akçaabat İmam Hatip Lisesi’nde yaşanan tecavüz skandalı gündeme bomba gibi düştü. Öğrencisine tecavüz eden Öğretmen bir de utanmadan “Muta Nikahı yapayım” dediği ortaya çıktı.
*Erzurum’da kız kardeşine tecavüz ettiği iddiasıyla yargılanan imam için 18 yıl hapis cezası istendi. İmam birçok kez birlikte olduğu kardeşinin ‘ses çıkarmadığını’ söyledi
* Kars’ın bir köyünde 28 yaşındaki imam A.B. ve 25 yaşındaki M.B., Erzurum’un Yakutile İlçesi’nde oturan kız kardeşleri 21 yaşındaki H.B.’ye tecavüz ettikleri iddiasıyla tutuklandı. İki kardeşe para vererek ilişkiye giren iki kişi daha cezaevine gönderildi.
* Bilecik’in Söğüt ilçesine bağlı Küre Beldesi’nde cami imamı 24 yaşındaki İ.C., 15 yaşındaki zihinsel engelli M.Y. adlı erkek çocuğa tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklandı.
* Gazimağusa’da büyük infial yaratan olayda 66 yaşındaki İmam Kazğan, uzun süre cinsel tacizde bulunduğu 14 yaşındaki kız çocuğuna para vermek için ‘öpücük şartı koydu’, bununla yetinmeyip tecavüz etti.